22 Temmuz 2013 Pazartesi

yalnızlık heceleri

1

taşların sesini
duydum konuştum
duydum sustum.

2

gitsem
kaderini duyursa bana
bilmediğim yerler
sevinsem, üzülsem
kalbim sonsuzlukla eksik
büyüsem, büyüsem...

3

yemyeşil bir yalnızlığı
içim dışım uzaklık
kimseye anı olmadan geçtim.
taşı bile severdim
birisi tüy kadar dokunsaydı bana.

4

kalp soğuk
anılar ağır.
köpekler kemiklerini çıkarıyor
gömdükleri yerlerden.

5
trenler bitti
kanatsız sular
yağmurla iki kez uzak evler
anısız sokakların akşamı bitti
ayrılık başlıyor...
çift oluklu bir hançer
sevdiğim herkesten
gidiyorum
geldiğim diğ yalnızlığı...

6

kitaplar kitaplar kitaplar içinden
üstüne kitleyerek hayatı
kapanmasını kapılar pencerelerle bilerek
her kipriği bir hayal cesedi
uzak uzak sustu gürültümüze...

yaşamanın büyüklüğünü konuşuyorduk hepimiz!.


7

seçelerin sabah avluları
size kursunlar mezarımı.


8

uzun sakalları kanallara gömülü
üç sonsuz gece
geçmişini bir ayin gibi soludu.
şehrin bütün ışıkları
gözlerinden yaş yaş dökülüyordu.

9

sararmış deniz. kiprik uğultusu. eşikte bir harf. 
odalarda göllenen yol. geceler bilgisi. acı ten.
ayaklanmış yalnızlık. susmanın halleri. sonrasız
aşk. ayrılık bilgesi. ıssız ayna. mutsuz çocuklar sabahı.
ışık hecesi. uzaktan geçen zaman...

bana dokunsaydın, dedi, bunları başka söylerdin...

10

gelir akşamın kalbe indiği zamanlar
ey gövdesini dönen kalabalık
yalnızlık sizin de sadık köpeğiniz...

11

önce gözleri vardı yedi kat ela
sonra yalnızlık
elleri gözlerinden önceydi ve uzun
sonra yalnızlık
iki beyaz ırmak akar hala gövdemde
sonra yalnızlık
sözüm ağzından alırdı kanadını
sonra yalnızlık
dört yıldır canımdan uzuyor saçları
sonra yalnızlık
bitti güzelliği kalabalığın
yalnızlık bir daha...

12

"tayga'da insan izine rastlayamazsın;
varsa da sana aittir
harad bream/şaman"

orada otların arasında
güneşten başka ses yok
insanın yaşı kadar büyük
dünyanın ilk günü kadar yeni
zamanı gözteriyor bize...

13

cezanın kapıları. korkudan büyük duvarlar. aşa-
ğılayan şüphe. üniforma sarmalı. şiddetin izin ver-
diği sevinçler. küçük düşürülmüş gökyüzü. sesin
kıvrımlarında taşınan dışarılar. acılaşmış onur.
kalbin yücelişi. anlamı değişen dokunma.

özgürlükle donatıyor duvarları hasret... oğlum
-diyor- seni uçuruyor bütün kuşlar.

14

iki kez siyahtır şimdi evlerde gece
dırınas'ta ağaçlar bu saatlerde
bütün yolcularını uğurlamıştır.

15

göğe vardı
odaların boşluğu
eşyalar bitti
zaman beyaz
kadınlar acı
yapraklı bıçak
rüzgar bedende
hareli sular
parmaklarda donmuş
yollar ceza
yere bakıyor ağaçlar
ışıklar gölgeler
seslerin hükmü
akşamlar bile beyaz
yaşı çoktan
çocukların yaşı
bir tek geçmişin rengi var..

16

her gün gelir böyle
otobüslerin önünde durur uzun uzun
bir yolculuk ayinidir yalnızlıktan yapılmış
giden herkesle her yere gider.
sonra bir sarsak zaman bekleme salonlarında
büfeleri seyreder karıncalanmış gözlerle
simit alır, gazetelere bakar, saati sorar
gelen yolcu peronuna iner akşam üzeri
biraz yorgun, gülümser, çoğalmış
bütün yolcuları alıp evine döner...

17

otlar kadar olaydım
ışık, ses, böcek
sarı zaman, muratsız kar, ölüm
bütün mevsimleri seveydim.

18

gittim sesleri topladım geldim
parmak uçlarının rüzgarı da geldi.

alın kırışıklarına sürdüm yalnızlığımı
kalbin sığınmaya yağan ilk karı da geldi.

herkesin yürüşünde sakladığı evlerdim
tutkunun siyah açan geçkin baharı da geldi.

bir yabancı gözleri çan bilmediği dillerde
bildik hayatın uzun intiharı da geldi.

kırmızı yaşlar idim bir çocuğun yatağında
gecenin hayal hayal intizarı da geldi.

gittim bir medet harflerden gamzelere
aklakın yaşla çiftleştiği yaşama mezarı da geldi.

bir zamandım, erken, uzak geleceklerden
güzelliğin lal oadalarda beden çerağı da geldi.

19

pınar, tozlu yol, bitkin ağaçlar
can sıkıntısından ağır bir güneş
zaman dışı kuşlar telgraf tellerinde
kadın değil de bir top bez hayalsizlikten
köy uzak değil bir bıkkınlık sadece
bu aklın dışında bir tek çocuk var
bütün uzakları toplamış içine arkasına bakıyor.

20

kaç gökyüzü çizdi ağzın
hangi mağaralara...

21

kendini seven insanların güzelliği ile konuşacağız. kimsenin sevgisi kimseye bağış olmayacak. dünyanın bütün dillerinden şarkılar okuyacağız. bütün dillerin acısını, sevincini canımızda duyacağız. şarkılarımıza toprak katılacak; taşlar dinginliğini verecek sesimize; gökyüzü binlerce kanatla donatcak gözlerimiz. ırmaklar yalnız dışımızdan akmayacak. doğadaki her varlık kendi mucizesine katacak bizi. akşamlar ikinci güneş olacak sokaklarımıza. ellerimiz kimseyi yalnız bırakmayacak. çocuklarımız bir daha doğuracak bizi. tek yalnızlığımız aşk oalcak. erkeklerimiz sabahtan dingin; çaresizlik kadınlarımızı terk edecek. bütün bir ülke özür dilemeyi öğreneceğiz. lunapark palyaçolarından başka üniforma kalmayacak dünyada. güzel anılar kadar güzel olacak ölüm...

'arabasını yıldıza bağlamış' birisinin yalnızlıklarımı bunlar? iyimserlik mi? bir kalabalık reddiyesi? uyumsuzluk kışkırtıcılığı? bir devrim taslağı belki; bir eşitlik tasarımı. bir hayal denemesi, güven duygusu için. kolay ve küçük şeylerin rahatsızlığı. bencilliği utanca çevirme girişimi. gelecek zamanlar kalbimin acemi fotoğrafı. başklarına paylaştırılmış yüzlerce 'ben' sevinci. bir ironi, gücün boyalı şiddetine. sınırları küçümseme zenginliği. ait olma duygusu ile aykırılığın birbirini sevmesi. büyüklenmenin küçük düştüğü bir genişlik. başarının hasat şenliği..

yalnızlık... seni bir gün biz seçeceğiz. o zaman güzel olacaksın.

22

senden ışık ayrılık
gözlerim yol tenhası
kiprikler dili oldum
ağzım ölü zamanlar.

benden vakitli taşlar
gövdeni solumaya
o mumdan eşiklerim
sokakları titreyen.

bitti sandım gideni
gövdemi susturarak
eyvah ki dünya imiş
mezar benim nem olur.

23

okşan'a

bacakları uzun kalın
karanlıkta özgür
sakallı bir sesi var
utandığından değil
ışıkta yaşamak zor
gizli eğilimi hepimizin
başımızda merakın
kurşun askerleri
kalbimiz saygı yalnızı
uzun uzun konuştuk
kendimizi birazcık sevdik.

24

ben gittim susmaya
üç boğuk zamanla
toprak, beton ve camdım
su büyük, dedim
alır düşünmeyi
kandım oturdum.

25

adam denize bakıyor. sis. deniz değil. kendine maviyi mi anlatıyor, suya toprağa mı? sır değil. gövdesi katı; babasından tek miras. hayatı dar. baktığı yerler değil. usanmıyor. gemileri sayıyor. ne yolcu, ne fener. yıldız falcısı belki. tutsaklıktan. rüzgarı ölçüyor. kıyıları sevmiyor. sığınmak ölüm; nereden duymuşsa. suların raylarında bir kadın, kırk bir yıldır... susmasına denizi ekledi. mavi değil yine de evi. biraz daha kuyu. yalnızlık hariç, her şeye yeniliyor. boyu ıssız, gecikmiş. bin ayrılık parmakların boğumu. bir leke gibi geçiyor ışıklardan. günün her saati akşam. eşikler, o hep-- çocuklarına susuyor. karısı gittikçe az. deniz çekiliyor, çekiliyor...

ah kutsal ana rahmi... insan nereye gidebilir ki...

26

sırlarınız olaydım
daha mutsuz olmazdım.
sizden fazla bildiğim
en iyi yalnızlık ölüm...

27

bir yarım söze
geçerken söylenmiş
dünyayı doldurdururuz.
sonra o taş yataklar
soyunuruz
aynamız siyah
gövdemiz yanlış dua
bir merhamet
gecenin kalbinden
puhu kuşları dahil
bütün şarkıları bitiririz...

sabah o eksik ışıktır
narcissus sevmez
biliriz
inanırız!...

28

levent kanat'a

sonra onlar bir gün gelip
diliniz bu, dediler.
göz yaşlarımız bozuldu.
ağaçlarımız sularımız kuşlarımız
bir günde geçmişinden oldu.
günün haritasını yitirdik
gece yorgunluğumuz değil
yüksek sesle geldiler hep
yataklarımızda bilmediğimiz acılar
şarkılarımızı küçük düşürdüler
bir boğuk zaman camlarımızda
çocuklarımız evler yabancısı
onurumuzdan bir yalnızlık yaratıp
kalbiniz artık bu, dediler...

29

keşke benim uzağım olsaydın...

30

aydınlık ne
unutmak kimin haddi...
şımarık kalabalık
kanı çekilen gece
dinle memelerini
ağzımı duyacaksın.
sonra bir ayna ser
ayaklarının altına
kalçalarınla hohla adımı
içindeki zamanım.
hiçbir şey bitmez insanda
acı güzellik hiç
kaç eski sevişme
benim de bedenim.

31

ağaçlar, önce ve sonra
iki varoluşun.

kapı önlerinde kadınlar
bir zamanlar onlar da.

bütün fotoğrafların gizlediğisin
mutlu yada mutsuz.

unutmak büyük dili zamanın
hatırayla lekeli.

bir hayal cinneti akıl
sen sustukça.

yaşlılar, çocuklar
sonsuz ezberi yüzünün.

o zülüf herekatısının çaresiz
aşka ve ölüme.

mezarlık çiçeklari
geçtiğin her yer...

32

sessizlik çanı köyle gittim ğögün ağzında
karın temize çektiği ölüm harcı yalnızlıklar.
kalabalıktım bir zaman zonklayan şehirlerde
suların avucunda kimi gün bir sevinç damlası.
bir sürgün ayrılıklarıyla büyüttü kalbimi
eşyalarından küçük adımları da bildim.
hala bilmem, gücü mü insanın, yenilgisi mi
bir kar istasyonunda ağabeyini susan fiyodor
döndüm her seferinde bir dua acısıyla
'hayat her yerdedir' sözünün çırpınan gerçeğini...

33

ve döndüğümüz gittiğimiz değildir.

34

sözler kalbinde vazgeçiş
bedeni göz göz unutuluş mühürü
yok yalnızlığından başka gücü
bir kirpik hecesiyle
küçük düşürüp yakınlığımızı
ceza gibi geçiyor içimizden.

35

bütün ayrılıklarımı alır gelirim. ev bir tenha söz. eşyalar ıslık çalar. bir genişlik umarım. hayalsiz olmuyor. zaman büyük simyacı. hatıralar bile hayal. ağaçların ışıklarını toplayıp çekilir güneş. ölüm değil müşkül, zaman acısı. yaşamasam nereden bilecektim. insanlardan üzgün düşmenin uzağıyla bakarım. henüz mağrurdur yalnızlık. yüksek seslidir. kalabalığa inanır. gölgelerini okurum. herkes aynasını ters yüz edip çıkmıştır. oysa orada birikecektir yaşama tutkusu. öğrenmek çoğa varırı. bir gamze göllenir, göllenir. içinde topuklar döner, saçlar titrer, sesler köpürür. ayaklanmış kuyudur ağızlar. gövde, dünya kesilmiştir. kimseler görmeden toparlarım cesedimi. bir merhamet duygusuyla iner akşam. bütün incittiklerim kalbimdedir. uzak yoktur. ölüm de bir zamandır. dönerim...

36

köknar ağacının dibine oturdum
akdeniz'di. ikiz güneşti
ayaklanan bir kadın yüzüydü
yaramı sever gibi sevdim gelincikleri
taşlara sesini veriyordu rüzgar
eğildim telaşı önünde kertenkelenin
dağlar mavi bir zamandı
otlarda soluk alıyordu tanrı
sevdiğim kadınlardan bir mucize
bütün acılarımın dışına çıktım
bütün acılarımın dışına çıktım
elinden tuttum çocuk babamın
annem yeni doğuruyordu beni.

sildim pişmanlığı payıma düşen hayattan.

37

eşyaların kayıtsızlığı
götürdü beni yaşamaya:

zaman insanmış...

kan pıhtısı odalar
sizden iyi kim bilir
sesin çiçek açmasını.

38

annem kadınlar mezarı
uzun bir erkekten geriye kalan
ay ışığında namaza soyunuyor
bahçelerin ilk harfi gün ağarmadan
parmakları eteklerinde bir eski günah
günde dört çeşit hapla bedenini koruyor.
ah o yaşlanmış ölü
babamdan da uzak konuklarız biz
ince gardiyanları hatıraların
birer yaşama taburu sevgimiz
biraz daha gömülüyoruz her gelişimizle
annemi erkekler yalnızlığına...

39

uzaklık da bir sevgi zamanıdır
insan bir gün onu da susar.
senin sevinç diye yaşadıklarını
acının hanesinden de çıkardım ben.
çan değilim. dön değilim. gün değilim.

40

pahası hayal, ödülü kendisi
uzakları öğrendi çocuk:
camdan güneşler. rüzgar ölüleri
kalbin incinme atlası
demir parmaklı sözler...

çocuğun sustuğu yerde başlıyor
şehrin uyaksız ışıkları
kendine tutunan yoksulluk
uçurumlar açıyor gövdede
geçmişin çeki taşı
o masal gelecek...

41

şimdi hepsi birer ölüm hecesi
ne söylediysem sana yaşamak için.

42

sıkışık saatlerin arasında, ben mi söyledimdi, insan sevmezse ölür. gider acıda durur. sinema afişlerindeki çocuk eve küfürler büyütür. bitmez cümledir tezgahtar kızlar. hayal, berber aynalarının kartpostal dili. yatışmaz dışarıdadır yokluk. yenik bir akşam yürür şehre karakalem evlerden. ara sokaklarda her gün bir cinayet kurulur. babalar bastırılmış ihtilal; bitkin sularda anneler ölü nillüferlerdir. insan sevmezse eve gelir. gider aktarlara bakar. yarasına biraz uzaklık basar. küçük dükkanlarda uzun konuşur. bin çeşit önlem geliştirir. gökyüzü çoktan inmiştir yere. zamansızdır. seslerden üşür. insan sevmezse mezarını küçük düşünür.

43

breht'e

benim gözlerimi onlar vermedi
ben büyüttüm bulutları hayal hayal
toprak bedenimden alır varlığını
parmaklarım sularımızda salkım güneşler
kirpiklerimden yürür ağaçlar dünyaya
babam şehrimizin sütkardeşi.
annem doğurdu evlerimizi
onlar taramadı benim saçlarımı
akşamlar birer sürmeli masal
kardeşlerimle uyudum kuşların uykusunu
bizimdir eksik de uyansak sabahlar...

bir tek kendilerinin kutsadığı ölümle 
şimdi onlar yok edecek bütün bunları.
ey kendini bizden uzak sanan insanlar.

44
pencereden şakıyan ışık
iyi ki inandım sana.
bana zamanı gösterdin
aşk neydi, olmasaydın
sensin ölümün acısı.
üstüne doğduğun çocuk
dünyayı tanıdı.
hayatın büyük ruhu
beni görünür kıldın.
son iyilik de senden
gölgemi al kakbine...

45

özdemir asaf'a

insansız olmaz
bizimle ses verir börtü böcek
evler güç bulamaz
birlikte yaşamak için
kim duyar zamanın ağırlığını
sesmak da insan ister.
yalnızlık paylaşılır
paylaşılmazsa yalnızlık olmaz.

46

öyledir sevgilim
uzaklar ayaklanır
yakın uzaklaştıkça
her mevsimden dili vardır
bütün zamnlarda
ayrılık aşkın önünde yürür.

47

kardeşim artık özgür...
annesinin söylediği ne varsa
simsiyah gülüyor.
ağzında bir gecikmiş zaman
kalbin diline çeviriyor
babasının sustuklarını.
-bir kandil fitilinden
fitilinden yanarak ışıyor-
iki çocuk büyüttü, ikisi de
üstüne titredikçe yabancı.
evi çok kilitli kapılar
dışarılar ömrünü küçük düşürüyor.
aklımız bir soğuk dua
iyi bir geçmiş arıyoruz kardeşime
beyaz gömlekli yapılar önünde.

48

gelsen şu olurdu:
evim dünya olurdu
incelik dil bulurdu
sayğı çocuklaşırdı
bedeb murat kesilirdi
kalabalık çiçek açardı
pişmanlık utanırdı
eşyalara su yürürdü
acı değer kazanırdı
ölüm sahipsiz kalırdı
güzel anı olurdu
aşka yakışırdı
şiir usulca susardı
yaşamak büyür büyürdü...

49

bana sunulanla yetinmedim
üzüm güneşleri, bulut ağaçları, deniz naarları
doğaya sözler ekledim.
insandı, acıydı, sonsuzluk hecesiydi
dünyayı işaret ettim
kalp oldum kaderlerine
biricik zaman yaptım hepsinin ömrünü
ödülüm ve cezamdı
geldim azaldım, gittim yalnızdım...

50

ölüm dünyasıymış
her solukta sessizce
birikmiş bedende.
taşlara can veren aşk
o da bir zaman imiş.
ah insanın yaralı
yaşama tutkusu...

tanrım... hatırasız ölüm.

51

yalnızlık
ey zamanın tanrısı
neyin olur senin
her harfi çın çın
bunca söz...

Şükrü Erbaş

14 Temmuz 2013 Pazar

"Sarhoşu ve iki taşı arasında biten çiçeği kayıran şu sokaktan başka demokrasi yok. Gece ışıklarını söndürüp sopalamaları bu yüzden..."

Hüseyin Murat
Ülkeye tecavüz edenin (en) doğal hali, sokakta tecavüz edeni korumasıdır !

Hüseyin Murat
''Bir insanın gerçek değeri, her şeyden önce, kendinden kurtulmayı, ne ölçüde ve ne yolda başardığına bakılarak anlaşılır.''

Albert Einstein

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Meçhul Öğrenci Anıtı

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
Bir teneffüs daha yaşasaydı
Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
-Maveraünnehir nereye dökülür ?
En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:
Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
Aldırma 128 ! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.

Ece Ayhan












Bu ülke, 'cinayeti gördüm' dediğinizde cinayeti işlediğinize inandıran yargıcı kişilerin boyun süsü adaletine teslim edilmiştir.

hüseyin murat

4 Temmuz 2013 Perşembe

alnımızı karışlayan gölgenin az sonra elini çekecek bir bulut olduğunu 'us'a anlatmak için; yürekteki acıyı tırnak ucuna taşıyacak yola inanmak için; aslını zahirden koruyan liyakat için; umut var, (olmalı) dostlar ! 

hüseyin murat

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Sis

İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz 
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?

Haydar Ergülen