31 Aralık 2013 Salı

Kokuyor



akasya ağaçları akasya kokuyor
bahçelerde güller gübreler kokuyor
geçen otomobil benzin kokuyor
otomobilin içindeki kadın lavanta kokuyor
kadının lavantası dehşet kokuyor
bu lavanta kokusunu koklayan adam ne kokuyor
rakı kokuyor
kızlar oğlanlar ter kokuyor
hastaların kapanmamış yaraları kokuyor
sağlamların açılacak yaraları kokuyor

İnsanların elleri gözleri kalpleri kokuyor
açlıktan nefesleri kokuyor
çürüyen dişleri derileri beyinleri kokuyor
duyguları düşünceleri sesleri sözleri kokuyor
yazdıkları okudukları kokuyor
çürüdükçe kokuyor
kitaplar dergiler afişler mektuplar kokuyor
dostluklar aşklar arkadaşlıklar kokuyor
havalandırılmamış odalar kokuyor
havalandırılmış odalar kokuyor
sofalar evler apartmanlar kokuyor
mahalleler şehirler memleketler kıtalar kokuyor
çürüdükçe kokuyor
duymuyor musunuz kokuyor
kokuyor kokuyor kokuyor kokuyor

Melih Cevdet Anday

24 Aralık 2013 Salı

Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım !










                              




  "Zenciler prensesi olacağım.
                                Hayat işte asıl o zaman başlayacak"
                                                              Pippi Uzunçorap


Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım
Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi
Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum.
Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor
Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum.
Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu.
Yıllardır kendini bulutlarda saklayan illegal bir yağmurum.
Bir yağsam pahalıya malolacağım.
Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. Birazdan da
Kırk üç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım!

"Gün akşam oldu" diyorum
Ekmek kırıntıları atıyorum kuşlara
Cam kırıkları yiyorlar
Rüyamda; bir kâse dolusu suyun içinde
Rengârenk yap-boz parçacıkları
Anlatmak istiyorum, dinlemiyorsunuz.
Hayır, sanırım sabahı bekleyemem
Bilmiyorum.
İnsanlar rüyalarını acilen anlatmalı.

On dört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri
Protez bacaklarıma bile ıslık çaldılar
O ara içimde çiçeklerden oluşmuş
bir silahsız kuvvet ablukaya alındı
Sinemalarda da "organzm gıcırtıları" oynuyordu.
Kaçmaya çalıştım. Olmadı.
Bu nedenle, çiçekli şiirler yazmayı
Ruhum açısından faydalı buluyorum bayım.
Neyse işte
Ben her filmi hatırlarım
Sinemaların hiç bitmeyen gecesine sığındığım çok oldu.
"Sofi'nin tercihini" seyrederken çok ağlamıştım.
Öpüşen Guramilerle ilgili bir film yapsalar
Onu da mutlaka hatırlardım.
İnsan içinde çevrilen bir çıkrığın sesini unutur mu?
Hem sonra ben hatırlamaya alışkınım
Bir "eşya toplayıcısıyım" bayım.

Büyük gemiler de yok artık bayım
Büyük yelkenler de
Büyük kâğıtlar yakmak istiyor şimdi canım.
İşte az önce bir karabatak daldı suya
Bir süredir kayıp
Dünyayı yutmuş olarak çıksa da ortaya
Ölüm çok iri bir sözcük değil bayım.
Kasımpatları kadar acı kokuyorum biliyorum.
Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül, bir güle derdi ki görse
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.

Didem Madak
(Fotoğraf: Nat Farbman)

14 Aralık 2013 Cumartesi

Derdimi Dökersem Derin Dereye

Derdimi dökersem derin dereye
Doldurur dereyi düz olur gider
Rakipler geldi de girdi araya
Korkarım yâr benden yoz olur gider

Ilgıt ılgıt yeller eser seherde
Dost beni düşürdü onulmaz derde
Yâr ile buluşsak bir tenha yerde
Duyarlar rakipler söz olur gider

Pervane ateşten sakınmaz canı
Uğruna koymuşum başı bedeni
Doldur tüfengini hedef et beni
Yaram doksan dokuz yüz olur gider

Veysel der çıkayım bir yüce dağa
Ağaçlar bezenmiş yeşil yaprağa
Zaman gelir tenim düşer toprağa
Karışır toprağa toz olur gider


Aşık Veysel Şatıroğlu

13 Aralık 2013 Cuma
















Deve katarı ağır aksak gidiyordu
en gözü pek noyanlar kervana gözcülük ediyordu.

Her taşın altından başını kaldırıp
Mata Hari durumu Berlin’e fakslıyordu.

Hava kül ve katran kokuyordu, yolları duman bürüyordu,
Erwin Rommel sevinçten kuduruyordu.

Deve katarı ağır aksak gidiyordu
Kazak ve Azeri petrolleri Akdeniz’e seyr ü sefer ediyordu.

Tipi. Rüzgâr. Ama ne rüzgâr
bir kulağımdan girip ötekinden iki misli çıkıyordu.

Manzara tam senlikti lan Salih
neye dokunsam bana “Lili Marleen” okuyordu.

[Hüseyin Ferhad, 1995, “Öl Dedim Hüseyin’in S Harfine”,
Hayal Ülkesinin Keşfi]

12 Aralık 2013 Perşembe

İstanbul


                         Kamyonlar kavun taşır ve ben
                         Boyuna onu düşünürdüm,
                         Kamyonlar kavun taşır ve ben
                         Boyuna onu düşünürdüm,
                         Niksar'da evimizdeyken
                         Küçük bir serçe kadar hürdüm.

                        Sonra âlem değişiverdi
                        Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
                        Sonra âlem değişiverdi
                        Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
                        Mevsimler ne çabuk geçiverdi
                        Unutmak, unutmak, unutmak.

                        Anladım bu şehir başkadır
                        Herkes beni aldattı gitti,
                        Anladım bu şehir başkadır
                        Herkes beni aldattı gitti,
                        Yine kamyonlar kavun taşır
                        Fakat içimde şarkı bitti.
                        Cahit Külebi
                        (Fotoğraf: Nurcan Azaz)

6 Aralık 2013 Cuma

Yaralı Olduğunu Sanan Birisinin Hüznüne Gazel







































Şehir birden başladı, sol tarafta hendekler
işportacılar, dükkancılar ve akşamüstüne gidip gelenler
ve onun hüznü vardı

Şehirler olsun varsındı ve manavlar kapansındı.
evlerin ince bir buğuya, bir cinselliğe kapansındı

ve onun hüznü vardı

Aksaçlı ortodokslarla dövüşken çocuklar.
aşk romanları ve trafolar ve “Sen ne güzelsin”ler
kendilerini bitmez sansındı

Nalbantlar resamlarla ve bütün tarlalar çarşıda.
hele yılgınlıklar bir sabah temizliğinde
ve bir coşkudan artan sarı bir şeyler vardı

Bir yitik gibi yüceden, bir anı gibi bir sancıdan
ve onun hüznü vardı
“Her şey atılıyordu. Bitmiş sigaralar. otobüs biletleri. kullanılmış pamuklar muayyen zamanlarda. tarifeler. yaz gümrükleri. gazocağı iğneleri. kötü çıkmış resimler. bir yatma. bir evin oniki yıllık badanası. bir tarih kitabı. kazanılmış bir savaş ve sonucu. bir anlamsızlık. ölü bir çocuk ve pabucu. kibritler. sinemalar. Ve.”
onun hüznü vardı

Ah ellerim, ah beni hatırlayan herkes
Bir kötü romanda beşinci kişi gibiyim falan
ve beni tanımayan herkes

Ben aranan bir şeyim bir parça analjezik.
sesim dükkânsızlığın sesidir bir parça aralık
tahta kepenkli tahta kepenksiz bir parça aralık
Sokaklarda.
Havralarda.
Yataklarda.
Dünyada.

ve onun hüznü bir haydutun hüznüdür
biraz da kendinin yaptığı

Turgut Uyar

5 Aralık 2013 Perşembe

Vera İçin

Bir ağaç var içimde
fidesini getirmişim güneşten.
Salınır yaprakları ateş balıkları gibi
yemişleri kuşlar gibi ötüşür.

Yolcular füzelerden 
çoktan indi içimdeki yıldıza.
Düşümde işittiğim dille konuşuyorlar,
komuta, böbürlenme, yalvarıp yakarma yok. 

İçimde ak bir yol var.
Karıncalar buğday taneleriyle
bayram çığlıklarıyla kamyonlar gelir geçer
ama yasak, geçemez cenaze arabası

İçimde mis kokulu 
kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş,
çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil

Nazım Hikmet