Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2026 Pazar

Dört Kedili Hikâye

Dört taneler
Dördünün de bıyığı sakalı yerinde

Dört taneler - keşiş adeta
Kara - kara kılıklı dördü de

Dört taneler - tereddüt ederler ama
Dört olmak ya da olmamak meselesinde

Dört taneler
Niye dört - kendileri de bilmezler

Dört taneler - ayrı ayrı -
Aynı manastırın farelerini avlamakla birlikte

Dört taneler - dört kök misali
Yaslı bir ağacı toprağına bağlayabilirler

Ve dört taneler daima - kuyruk kuyruğa vermiş
Çoban köpeklerine pıkh ederler

Zahrad, Kediler
Ermeniceden çeviren: Ohannes Şaşkal



11 Nisan 2026 Cumartesi

Bir Kedinin Günlüğüne

Mahallede on kedi varsa
           Biri sensin

Yüz kedi varsa
           Biri yine sen
- Ama bu kez yüzde birsin -

Oysa okşadığım - tek bir kedi -
           O kedi
           Yüzde yüz sensin

Zahrad

Çeviri: Ohannes Şaşkal



30 Mart 2026 Pazartesi

Hançerin Sapı

Haksızlık etme
Diyorum kendime;
Onurlandırıldın da,
Kınandın da sen.
Kendini kül dolu
Bir küpe gömdün.
Tersyüz ettin
Sevgini eskidikçe.

Güzel günler yaşadın.
Çiçeklerin oldu,
Bir evin örneğin;
Güneş gören,
Dağlara dönük balkonu.
İşte bu yüzden
Ağlarım ben
Kestaneler çatlarken.

Sabahın buğusu
Gözlerimi yaşartıyor,
Boynuma dolanıyor
Akşam zinciri.
Dağlardır beni avutan.
Söyleyin bana
Gözünüzü kırpmadan;
Sizce dönek midir zaman?

Eşkıyalar dağları
Anlayamazlar.
Çünkü suçtur onları
Dağlara çıkartan.
Darasıdır suç oysa
Yaşadığımız dünyanın.
Dağlar sizi
Pekmez ile kararım.

‘Öyle yaralıyım ki;
Ölmem ben artık.’
Ölmem ya kanarım,
Kanarım seve seve.
Haksızlık etmem
Suya ekmeğe
Hiç bir anahtar
Dönmese de kilidimde.

Bekliyorum kaç zamandır;
Uykusuzum, sabırsızım.
Başımı acıtıyor
Geceleri yastığım.
Dilim kurumuş
Bir su yatağı,
Katı sözcüklerle
Dolu tozlu ağzım.

Bakıyorum eski
Fotoğraflara.
Hafız Burhan dinliyorum
Taş plaklardan.
Bir pencere çarpıyor
Viran yüreğimde,
Sıvalar dökülüyor
Pervazından.

Dörtnal giden
Ürkek bir attan
Düşüyorum de sanki,
Takılı kalıyor
Ayağım üzengiye.
Sürükleniyorum
Sırtüstü
Çalılar, dikenler içinde.

Mevsim kışa dönüyor,
Hızar sesleri geliyor
Dört bir yandan.
Odun taşıyor
Yorgun kamyonlar.
Kuşlar da gitti.
Çiçekler gelecek bahara
Tohum saçıyor.

Ey benim umudumu
Bölük bölük
Eden hızarlar,
Bu yıl da
Kalıcıyım burda
Verilmiş sözüm var.
Bensiz yapamaz
Lapa olur pirinç kar.

Elimden tutmuş
Sevecen gençliğim,
Buzdan bir yolda
Düşe kalka
Yürümeyi öğretiyor
Yeniden bana.
Geçmiş deyince
Sen geliyorsun aklıma.

Sahi sen yaşadın mı;
Var mıydın acaba?
Yaşadık mı seninle
Aynı zaman parçasında?
Ama ellerin aklımda.
İri gözlerin,
Sıcaklığın geceler boyu
Ve aklığın aklımda.

Senin ağzın tarçın kokardı,
Benimki karanfil.
Birbirine karışırdı
Soluklarımız.
Tek başınayız şimdi ikimiz.
Bende karanfil,
Sende tarçın kokusu
Yapayalnız, kimsesiz.

Ben seni yalansız
Bahar gibi sevdim.
Sevgi adınaydı
Milis beraberliğimiz.
Sabahtan akşama
Günü tarar örerdik
Ve kedileri
İkimizde çok severdik.

İkimiz de yıldız düşkünü;
Bakmaya doyamazdık
Gökyüzüne.
Koynunda terli ferman
Bir atlı geçerdi
Samanyolundan,
Kimsenin göremediği
Kibrit çakımı bir an.

Hiç unutmam;
Adına sikke bastırırdı
Aşk o zaman.
Yani ay doğardı
Tepelerin ardından.
Güzel günlerimiz oldu,
Gecelerimiz
İpek ve kılabtan.

Omuzunda uzun saplı
Eğri tırpan
Ot biçmeye gidiyor
Avurtları çökük
Bir gölge adam.
Karalar giyinmiş,
Ölüm simgesi gibi
Geçiyor sokaktan.

Kulaklarım uğulduyor,
Yapılar eğiliyor,
Çinko damlar
Daraltıyor gökyüzünü
Alaca bir bulut
Geliyor üstüme
Yuvarlana yuvarlana
Kurşundan bir köpekle.

Haksızlık etme
Diyorum kendime.
Kılavuzun oldu rüzgar,
Su gibi dostun.
Eğer dumanlıysa
Kavruk dağlar;
Bil ki gülün ahı,
Hançerin sapı var.

Ey benim umudumu
Bölük bölük
Eden hızarlar,
Oluklu hançer,
Güle narh koyanlar;
Şahmaranın başı için
Payınıza düşen ne?
Bir gün sorarlar.

Metin Altıok



16 Mart 2026 Pazartesi

Acılar Denizi

Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgâr çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...

Ümit Yaşar Oğuzcan, Acılar Denizi, Hürriyet Yayınları,1977



13 Mart 2026 Cuma

Bu Su Çoğala Çoğala

Yaşlılara saksılar dizdim, bahçeler yaydım.
Yorgunlara diri beden verdim, taze yürek.
Döşekler serdim hastalara, rahat, yumuşacık.
Nerde yalan dolan gördüysem kızardım.
Yiğit yüreklere, dedim, canım armağan.
Ardına kadar açtım çocuklara kapıları.
Dostluklar boy attı yeryüzünde,
dostluklar orman orman.
Ebemkuşakları gökyüzünde fır dolandı.
Yürüdü dağlardan ovalara doğru
gümbür gümbür bir deli su,
yıktı bu su önüne geleni,
bu su, çoğala çoğala.
İnsanlar insanları aldı götürdü.

Ne kavga kaldı, ne zulüm, ne korku.

A. Kadir (Abdülkadir Meriçboyu)

Resim: Aliye Berger, Soyut Manzara, 30x42 cm



Kısa Günün Kârı

I

Kapıyı vurup çıktım dışarı
Sırtımda elma çuvalı

Bu gençlikte elma satılmaz
Kunduram cilalı mendilim beyaz

Bir kapı çaldım henüz ikindi
Elif'im pencerede yutkundu

Bilseniz ne dolmalar yuttum
Elif'len akşamı ettim

II

Ödünç urba giyip bir kenara oturdum
Elimde karpuz vardı
İğreti bıçakla karpuzu soydum

İkindi rüzgârında terim kurudu
Gözlerim ince bozuk
Yediğim karpuz içimi yudu

Deniz kenarıydı usul usul soyundum
Mavi su balıklı su
Tazelendi umudum

Sudan çıktım akşam oldu
Bir kötü derde düştüm
Tekmil Üsküdar bildi

Bir babam var adı Hasan
Bir anam var ağlıyor
Evimizde aş noksan

Metin Eloğlu, Yine, Adam Yayınları, Eylül 1982, S.81-82





10 Mart 2026 Salı

Firar

Bıkkın bir trenin rayından çıkışı
belki de bir kazadır size göre
bir nehrin yatağından kalkışı
o da doğal afet.
Bulutların geometriyi reddedişi
kabahat başıbozuk rüzgarda.
Ne çok olağanınız var
365 günün 6 saatini
yuvarlayıp duran takvimler gibi...
Günün yirmi dört saati
ne isterse ayağına gelen kedi
bir sabah bıraktı bizi.
Kuyruğunu sallaya sallaya
çıkıp gitti firari.
Bir trenin rayından çıkışı
bir nehrin yatağından kalkışı
bir bulutun yamuğa aşkı gibi
Tırmık izlerini bıraktı geride
fotoğraflarını, mama kabını bir de.
Nankörlük etmeden hayatına
gelmiyor özgürlük.

Dinçer Yurttaş

Resim: Sunay Şentürk, Suluboya Çalışma



Nehir Manzarası

Bırak sökük kalsın rüzgâr, bu zırdeli düşün içinde
gerçeğin ne anlamı var.
Biz bu zırdeli düşün içinde 
kavrulmuş kurumuş iki fıstık gibi
Yatalım uyuyalım uyanalım kalkalım
Değil mi ki, bir yere kilitlenmiş
Bir küçük iyiliktir aşk,
Değil mi ki, billurdan bir yalan dünya
Bırak ersin o tamama
Gel bak tepeden bir nehir manzarası
göstereceğim sana.

Birhan Keskin

Resim: Adviye Özküçük, Nehir Kıyısında Ağaçlar






Bekleyen Kadının Günü

Kadınım saçlarını tarar aynada,
Benim parmaklarım değmişçesine.
Bahçeye çıkıp şarkı söyler içinden
Sesinden sesim geçmişçesine.
Güneşin kızarttığı kayısılar gibi
Aklından ben geçerim güneşlenirken,
Kızarır al al olur ben öpmüşçesine.

Eğilmiş dikiş diker, gömleğimin düğmesi
Hayal eder beni, birden ürperir
İnce bir sızı duyar iğne batmışçasına.
Çocuğunu göğsüne bastırdığında
Erkekliğim geçer ta iliğinden
Benimle uzanıp yatmışçasına.

Bir sabah ayrıldım bir akşam kavuştum
-Ah, olgun dutlar gibi ballanmış gözlerinde-
saatlerin biriktirdiği o tatlı özlem
sanki uzak denizlerden dönüyorum,
karşılar, beni yıllarca beklemişçesine.

Ceyhun Atuf Kansu

Resim: "Şezlongda Pembeli Kadın", Nazmi Ziya Güran (1881-1937)



8 Mart 2026 Pazar

Kanadı Kırık Bir Akşam

Gün bitti lambayı hazırla;
Işık kalmadı girecek odamıza.
Çek perdeleri sevdiceğim;
Kanadı kırık bir akşam
Zonkluyor durmadan dışarda.

Sen bugünden yarına
Birazcık umut sakla.

Yarın farklıdır bugünden,
Adı değişir hiç olmazsa.
Kara bir suyu
Geçiyoruz şimdilerde
Basarak yosunlu taşlara.

Sen bugünden yarına
Birazcık umut sakla.

Gün bitti sevdiceğim;
Geriye kalan posa.
Bu serin güz akşamında
Geç otur karşıma sessizce,
Devam et ördüğün hırkaya.

(1987)

Metin Altıok, Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi 2, S.901

Resim: Alla Tsank



Bağışlamak

Beni suskunlukla mayaladılar, keskin bir giyotinle
Beni bağışlayarak mühürlediler, isli bir ateşle.
Kanlı bir rahim gibi doğurgan dudaklarım,
ben oyum, Yahya’sı dilsiz bir İsa neyse.
Nefesim bulut, gözlerim yıldız saçtı geceye,
ve terimden deniz, etimden kara yaptılar.
Eksik bir insan bıraktılar geriye
Ben kendimi tamamlayamam, bağışlayın beni...

Dinçer Yurttaş, Yekpare Kırılganlıklar, NotaBene Yayınları, S.88



Pangea

küçük bir ada bizimkisi
kırlangıçların bile sığmadığı bu gök altında
kıyılarında aynı deniz
sokaklarında aynı rüzgar
öyle ki saçlarının kokusu
bir uçtan bir uca,
dudaklarındaki sözler bu yerden o göğe uçar

küçük bir ada bizimkisi
hani özlesen bir el uzamı
koparılmış bir gelincik solumu
uzatsan ayaklarını
örtmez üstünü samanyolu,
bırakıp gitsen hakeza
gittiğin yerden görünür
bölsen kimseye yetmez,
uzun yolculuklara çıksan
uyumaya değmez

küçük bir ada bizimkisi
soluklanalım
ve mutlu olalım,
ve tek başımıza belki de
uzun uzun bakalım diye sonsuzluğa
yol kıyısına konulmuş bir bank
yanı başımı sana ayırdım
koy diye başını omuz boşluğuma denk

küçük bir ada bizimkisi
ama sanma ki dar
uzatıp ayaklarını
hayret edecek herkese yer var.

Dinçer Yurttaş, Yekpare Kırılganlıklar, NotaBene Yayınları, S.37-38



1 Mart 2026 Pazar

Gözlerin

Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
Buluşmak seninle bir akşam üstü
Umarsız şarkılar, dudağımda bir yarım ezgi
Sığınmak gözlerine, sığınmak bir akşamüstü
Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi

Bir orman bir gece kar altındayken
Çocuksu,uçarı koşmak seninle
Elini avcumda bulup yitirmek
Sığınmak ellerine bir gece vakti
Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

Bir kenti böylece bırakıp gitmek
İçinde bin kaygı, binbir soruyla
Bitmeyen bir şarkı, dudağında bir yarım ezgi
Sığınmak şarkılara sığınmak bir ömür boyu

Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi
Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek
Ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken

Zülfü Livaneli



27 Şubat 2026 Cuma

Bir Aşk Çeksem

Her seferinde,
yanlış yıkanıp
enden ve boydan çekip
geçmiş gömleğini giyenlere söylüyorum:
"Aklı dağılanın kalbi genişler mi?"

Her seferinde,
sürekli uzaklara bakıp yakını görmeyi unutanlara söylüyorum: 
"Geçmişi dağılanın 
şiiri de dağılır mı?"

Her seferinde
en haklı yerlerinden,
en haklı cümlelerinden 
yenilenlere söylüyorum: 
"Kalbi dağılanın kapısı üşür mü?"

Her seferinde
aşk çekerek yola çıkıp
âh çekenlere söylüyorum: 
"Her aşktan çırak çıkanın âhı
şiire dahil mi?"

Sezai Sarıoğlu

Fotoğraf: Geneviève Cygan


Karşılığını Bulamamış Sorular İçin

serin rüzgârlar taşır
bir dostumun yüzünü yakan mevsim
incelmiş bir hayatın kederiyle
sessizce durur anıların yamacında
renginden su alan resim

odalara sığmazdık odalar dar
içinde gizli bir ses ölürken
dönenip durdu heves
dağlar dağlar

saatleri biz sustururduk
korkusuyla kendi sesimizin
yokederdik kardeşliğini
gündüzle gecenin

karardı baktıkça gözler
balkon derinliğindeki dağlara
heves yollara düştü
tedirginlik korkulara

yüzün gecikmiş bir mektupta
anlaşılır dürüst ve ıslak
yitirilmiş bir anıyla çıkageldi
güneyin ılık sokaklarından

-her ses bir renge yakışır
su kendi bildiğince akar
hiçbir şeye benzemez içimizdeki uçurum
ne kadar acemi harcı olsa da
ölümle karşılanmalı bazı sorular.

Haydar Ergülen, 1979


Yanık Şiir

Federico Garcia Lorca'ya

Issız bir evde, 
Korkudan ağlayabilseydim; 
Gözlerimi çıkarabilsem de, 
Yiyebilseydim; 
Senin sesin için yapardım 
Bunları, 
Yaşlı portakal ağacı sesin; 
Senin şiirin için yapardım 
Bunları, 
Çığlık çığlığa fışkıran şiirin. 
Baksana, 
Maviye boyuyorlar hastaneleri, 
Senin için; 
Kıyıdaki kenar mahalleleri 
Ve okullar, 
Senin için büyüyorlar; 
Tüy salıyorlar, 
Yaralı melekler; 
Pullar örtünüyor, 
Düğün balıkları; 
Deniz kestaneleri, 
Göğe uçuyorlar; 
Siyah tülleriyle terzi dükkanları: 
Kanla doluyorlar, kaşıklarla, 
Senin için; 
Ve, 
Yutuyorlar, 
Yırtılmış kurdeleleri; 
Öz canlarına kıyıyorlar, 
Öpüşe öpüşe; 
Ve ak sadeler giyiniyorlar. 
Bir şeftali ağacı 
Giyinip de, 
Kuş gibi seğirtirken sen; 
Kasırga gibi fırıl fırıl, 
Bir pirinç gülüşüyle gülerken; 
Türküler çağırdığında; 
Allak bullak ederken, 
Atardamarlarını, 
Dişlerini, gırtlağını, 
Parmaklarını; 
Vay ne şirindin, 
Kahrolurdum ben 
Kahrolurdum ben 
Kızıl göller için: 
Güz ortasında bir şahbaz at 
Ve kana belenmiş bir tanrıyla, 
Beraber yaşadığın. 
Kahrolurdum ben, 
Mezarlıklar için: 
Gece, sesi kısılmış 
Çanlar arasından, 
Suyla, mezarlarla küllenmiş 
Nehirler gibi geçen; 
Nehirler: 
Hasta asker koğuşları sanki, 
Tıklım tıklım dolu; 
Ve matem yağlı ölüme, 
Çürük taçlı mermer şifreli ölüme, 
Nehir nehir gelen ölüme doğru; 
Birdenbire taşıveren nehirler. 
Gece, ayakta, ağlaya ağlaya, 
Boğulmuş çarmıhların geçişini 
Seyrederken sen; 
Kahrolurdum seni görmek için: 
Bak, 
Ölüm nehrinin önünde ağlıyorsun 
Perperişan; 
Garip kalmış köşelerde başın, 
Durmaz ha, durmaz gözlerin 
Ağlar yaşın yaşın. 
Gece ve çıldırasıya yalnız, 
Külleri ısıra ısıra; 
Dumanı, gölgeyi, unutmayı: 
Siyah bir huniyle yığabilseydim, 
Trenlerin, gemilerin üstüne; 
Filizlendiğin ağaç için, 
Yapardım bunları, 
Topladığın, 
Yaldızlı su yuvaları için; 
Sarmaşık için, 
Yapardım bunları; 
Gecenin sırrını sana ileterek, 
Kemiklerini saran 
Sarmaşık için. 
Islak soğan kokusu gelen 
Şehirlerden, 
Seni bekliyorlar; 
Boğuk bir sesle, 
Şarkı söyleyerek 
Geçesin diye. 
Yeşil kırlangıçlar, 
Saçlarının arasına yapıyorlar, 
Yuvalarını; 
Dilsiz sperma sandalları, 
Peşin sıra geliyorlar; 
Sümüklü böcekler, haftalar, 
Yelkenleri düşürülmüş serenler, 
Kirazlar da, 
Dönüveriyorlar ossaat: 
Gözükünce solgun başın, 
On beş gözlü başın, 
Al kan içindeki ağzın. 
Şehrin otellerini, 
İsle doldurabilseydim; 
Hıçkıra hıçkıra, 
Yok edebilseydim 
Çalar saatları; 
Ezik dudaklarıyla yaz ayı, 
Evine nasıl gelecek, 
Göreyim diye 
Yapardım bunları; 
Yığın yığın insanların, 
Melil mahzun tantanalarıyla 
Ülkelerin, 
İşlemez sabanların, 
Gelincik çiçeklerinin; 
Mezar kazıcıların, süvarilerin, 
Kanlı haritaların, gezegenlerin, 
Evine nasıl geldiklerini 
Göreyim diye; 
Yapardım bunları. 
Küllerle örtülü dalgıçların, 
Uzun bıçaklarla delik deşik olmuş 
Meryem Ana tasvirlerini 
Sürüte sürüte gelen maskelerin; 
Damarların, köklerin, hastanelerin, 
Karıncaların, su gözelerinin, 
Evine nasıl geldiklerini 
Göreyim diye; 
Yapardım bunları. 
İçine kapanmış atlının 
Örümcekler arasında öldüğü 
Bir yatakla, 
Gecenin; 
Kinden, dikenlerden bir gülün, 
Sarıya çalan bir geminin, 
Rüzgarlı bir günle, bir bebeğin; 
Evine nasıl geldiklerini 
Göreyim diye: 
Yapardım bunları. 
Ben, Oliverio, Norah, 
Vicente Aleixandre, Delia, 
Maruca, Malva, Marina, 
Maria Luisa, Larco, La Rubia, 
Rafael Ugarte, Cotapos, 
Rafael Alberti, Carlos, 
Manolo Altolaguirre, Bebé, 
Molinari, Rosales, Concha Méndez, 
Ve daha da unuttuklarım; 
Evine nasıl gelecektik, 
Göreyim diye 
Yapardım bunları. 
Gel de taçlar takayım, 
Gel, sağlık esenlik delikanlısı, 
Gel, kelebek kıravatlı civan; 
Sen ey, 
Sonsuz hür siyah bir şimşek gibi: 
Pırıl pırıl insan; 
Madem, geç vakitlere dek, 
Kalınamıyor daha kayalıklarda; 
Bari aramızda konuşalım, 
Gel, 
Şöylece bir, olduğumuz gibi; 
Çiğ için olmadıktan sonra, 
Şiirlerde n'olacak yani? 
Bir ağu hançerin, 
İçimize işlediği bu gece için 
Olmadıktan sonra; 
Şiirlerde n'olacak yani? 
Bu tan kızıllığı için, 
Olmadıktan sonra; 
İnsanın vurulmuş yüreğinin, 
Ölüme hazırlandığı, 
Şu viran köşe için olmadıktan sonra 
Şiirlerde n'olacak yani? 
En çok gece, geceleyin: 
Kıyamet gibi yıldızlardır, 
Dolmuşlar hepten ırmağa; 
Bir kurdele gibiler, 
Fakir fukara dolu evlerin 
Pencerelerindeki.. 

Bir ölen var, 
Onların evlerinde; 
Bürolarda, hastanelerde belki, 
Belki asansör ve madenlerde, 
İşlerinden oldular. 
Onulur şey değil yaraları, 
Yaratıklar, 
Acı çekiyorlar. 
Her yanda dert yanış, 
Her yanda, 
Vay şuymuş vay bu; 
Pencereler, 
Göz yaşıyla dolu, 
Aşınmış eşikler, 
Göz yaşından; 
Yüklükler ıslak, 
Bir dalga gibi 
Halıları dişlemeye gelen 
Göz yaşından, 
Oysa ki yıldızlardır akar 
Uçsuz bucaksız bir nehirde. 
Federico, 
Dünyayı görüyorsun. 
Yolları görüyorsun, 
Sirkeyi görüyorsun; 
Birkaç ayrılıştan, 
Taşlardan, raylardan gayrı, 
Kimseciklerin kalmadığı, 
Köşeden: 
Duman ha deyince, 
Zalim tekerleklerine; 
Hoşça kalları görüyorsun, 
İstasyonlardaki.. 

Her yanda, sorunlar koyuyorlar, 
Çeşit çeşit insan var: 
Kanlı bıçaklı kör var, 
Öfkelisi, ümitsizi var, 
Yoksul var, tırnak ağaçları var; 
Şunun bunun sırtından, 
Geçinmek sevdasıyla; 
Harami var. 

Hayat  böyle, Federico, 
Ey babayiğit, 
Ey kara sevdalı adam. 
Sana, 
Dostluğumun sunabileceği şey 
İşte bunlar.. 
Sen de epeyce şey biliyorsun 
Şimdiden. 
Yavaş yavaş, daha da, 
Öğreneceklerin var. 

Pablo Neruda
Çeviren : Enver Gökçe


Rüya (Holm)

Gözlerimi kapatsaydım
Rüyalar beni uzağa götürürdü
Az olanla yükselirdik...
Acıları unuturduk...
Eğer hayalimde seyahat etseydim
Ekerdik...inşa ederdik...gecelerde surları...
İçinde sevgi ve umut büyürdü
Acıyı silerdik...
Dünya... yükleri taşır...
Aşkı kucaklar... karanlığı, zulmü ve kahrı
Gerçekten... zorlu bir çağdan...
Bana oğlumdan bahset...
Dünya... duvarların içinde... zorbalık...
Hakkımızı unuttu... rüyalar rüyalar...
Ve zulmeden... bencilliğin gölgesinde
Tüm karanlıklarda...

Muhammed Ali Şiraz

Beste: Anoushiravan Rohani
Yorum: Emel Mathlouthi

Kırlangıç Fırtınası

...

gencecik çocuklar yürüyordu 
patika yoldan
doğru ile yanlışı birbirinden ayıran adımlarla...

yüz çiçek motifli dövme kondurmuştu bileğine genç kızlar
yağmur damlası kadar berrak, okyanus kadar engin yürekli...

filinta güllerin güzündeydi hayat
sonra Karanfil Sokağı’nda 
açtı tomurcuklar...

zorlu ve dolambaçlı yollardan
geçiyordu çocuklar
sızısı yarada iz bırakan...

kelebekler uçuşurken merhem olur ya kavgaya
kırlangıçlar fırtınaya...

turna gülüşlü zarif öpmeler kondurmuştu
eski yar dudağına...

asi ve anılası bir rüzgâr
susunca
dinginlik çökerdi sineye...

lâl dillerin sözünde yeniden canlandı canan
umudu görünce...

Bülent Öntaş, 15.02.2026

Resim: Dee Nickerson, Signs of Spring


25 Şubat 2026 Çarşamba

İnançlı Bir Savaşçının Türküsü

Kendimi hiç akşam olmayacak
Bir gün doğumu için saklıyorum
Kendime kendim olmamayı yasaklıyorum
Yasak artık bana çaresiz kalmak
Yasak bana bocalamak
Olmayanda eriyip gitmek yasak bana

Yasak bana geceysem gündüzmüşüm gibi
Bir gül pembeliğinde kendimi uyumak
Zor bir şeyi umduğumu biliyorum
Yasak bana tükenmişi korumak
Her çeşit umutsuzluk yasak bana
Durmuşum umudumu sürdürüyorum

Bir ağaç altında göğü seyrediyorum
İçimde ne ölüm ne yaşam korkusu var
Korku bütün yasak bana yasak bana bitmişlik
Bütün yol kavşaklarında dönemeçlerde
Kendimi bir namlu gibi dosdoğru çiziyorum.

Afşar Timuçin


22 Şubat 2026 Pazar

Annem ve Kuşlar

Hiç düşünmemişiz annemin
Resmini kuşlarla çekmeyi
Kedileriyle de çekmedik ya
Resimsiz kaldı saksıları, çiçekleri
Annem de erkenden gitti

O yıl çok soğuktu
1946/47 Eskişehir
Savaş bitmiş miydi
Kardeşim olacaktı biliyordum
annem zayıftı dal gibi
ben öksürüyordum
tavuklarımız yoktu.

Anlamam sanıyorlardı
"Et" demişti doktor
"her gün"
Şehrin dışındaydık
Yollar karlıydı

Odaya kapan kuruluydu
Kar yağıyordu eleğin üzerine pencereden
Kuşlar zayıftı açtı
Çok soğuk vardı

O kış her gün çorbayla 
Beyaz etler pişirdi annem
"Bak tavuk yaptım kızıma"
Sertti tuzsuzdu lokmalar yağsızdı
Anneler istemezse yutulmazdı

Yıllarca kuş besledi annem
Ödemek için bir kış ölenleri
Ne ben söyledim tuzağı gördüğümü
Ne o sezdi
Bir oyunu sürdürdük o yıldan konuşurken
"Kardeşim doğmuştu hani"

Hiç düşünmemişiz annemin resmini 
Kuşlara bakarken çekmeyi

Sennur Sezer (1943 - 2015)


İzleyiciler