Aliye Berger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aliye Berger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2026 Cuma

Bu Su Çoğala Çoğala

Yaşlılara saksılar dizdim, bahçeler yaydım.
Yorgunlara diri beden verdim, taze yürek.
Döşekler serdim hastalara, rahat, yumuşacık.
Nerde yalan dolan gördüysem kızardım.
Yiğit yüreklere, dedim, canım armağan.
Ardına kadar açtım çocuklara kapıları.
Dostluklar boy attı yeryüzünde,
dostluklar orman orman.
Ebemkuşakları gökyüzünde fır dolandı.
Yürüdü dağlardan ovalara doğru
gümbür gümbür bir deli su,
yıktı bu su önüne geleni,
bu su, çoğala çoğala.
İnsanlar insanları aldı götürdü.

Ne kavga kaldı, ne zulüm, ne korku.

A. Kadir (Abdülkadir Meriçboyu)

Resim: Aliye Berger, Soyut Manzara, 30x42 cm



25 Ekim 2024 Cuma

James Baldwin: ABD'li yazarın Türkiye'deki 10 yılının hikâyesi

ABD'de ırkçılık karşıtı mücadelenin sembol isimlerinden yazar James Baldwin, 1961-1971 arası uzun süre İstanbul'da yaşadı, kitap ve oyunlarından oluşan 6 eserini Türkiye'de yazdı.

Baldwin'in İstanbul yıllarına ait fotoğraflar arasında, Engin Cezzar ve Gülriz Sururi ile bir arada olduğu bir kare öne çıkıyor.

Bu fotoğraf, 1970 yılının Mart ayında, Afrika kökenli Amerikalılara yönelik bir dergi olan Ebony'de yayınlandı.

Dergi için İstanbul'da Baldwin'in yaşamını izleyen gazeteci Charles Edelsen, Galata Köprüsü üzerinde, Amerikalı yazarın ve kentteki "en iyi arkadaşlarının" fotoğrafını çekti.

"Galata Köprüsü'ndeki fotoğrafa baktığımızda; Engin Cezzar, Gülriz Sururi ile el ele yürüyen Baldwin'in kurmak istediği koalisyonu görüyoruz. Bu fotoğraf, ırksal farklılıkların yanında, ulusal ve uluslararası farklılıkları ortadan kaldırmak için çaba göstermek gerektiğinin mükemmel bir göstergesi."

Magdalena Zaborowska, "James Baldwin: Türkiye'de 10 Yıl" adlı kitabında Baldwin'in Türkiye yıllarını kaleme aldı.

'En üretken yıllarıydı'

Zaborowska, Baldwin'in Türkiye'de geçirdiği yılları öğrenmesi sonrası bu konuda kaynak aramaya başladığını ama bulamaması karşısında afalladığını anlatıyor:

"Üstelik en üretken olduğu 60'lı yıllarda, 10 yıla yakın süreyi Türkiye'de geçirmişti."

Baldwin 1961 yılında, New York yıllarından tanıdığı tiyatro oyuncusu Engin Cezzar'ın daveti üzerine İstanbul'a geldi. Gülriz Sururi ile Cezzar henüz evlenmişti ve evlerinde bir parti veriyorlardı.

Sonrasını Gülriz Sururi, anılarını yazdığı kitabında o geceyi ve sonrasını anlatıyor:

"Engin'in Amerika'dan en yakın arkadaşı ünlü yazar James Baldwin davetimize biraz geç olarak yetişiyor. Ama bu ilk Türkiye'ye gelişinde ünlü değil pek o kadar ve cebinde de beş parası yok. Bir davet veriyoruz evde, evliliğimizi kutluyoruz.

"İlk görüşte çok çirkin bulduğum Jimmy'ye alışınca onu gü­zel bile buluyorum. İçinin güzelliği dışına vuran insanlardan. Ta­nıdığım, dost olduğum ilk zenci. Engin'in Actor's Studio'dan ar­kadaşı. Orada Jimmy'nin bir oyununda oynamış Engin ve öyle baş­lamış dostlukları.

"Her zaman çok içki içiyordu. En sonunda ona içki dayandıramayınca Aliye Berger'in reçetesi ile sarı votka yapmaya başlamıştım."

'İstanbul onun için güvenli bir limandı'

"James Baldwin: Türkiye'de 10 Yıl" kitabının yazarı Magdalena Zaborowska, ünlü yazarın İstanbul'da bulduğu huzurlu yazım ortamı ile yeniden üretmeye başlayabildiğini söylüyor:

"İstanbul onun için güvenli bir limandı. Açlığını çektiği huzurlu bir yazın atmosferi sağladı. Another Country kitabını düşünün. 10 yıl boyunca kitap müsvedde olarak durmuştu. Kafasını bir türlü toplayamadığından bahsediyordu mektuplarında kitapla ilgili olarak. Ama Türkiye'ye ulaşmasından birkaç ay sonra kitabı bitirebildi. Çünkü yeni bir ortamdaydı, insanlar onu seviyorlardı ve yardım ediyorlardı. Burası bir yazar olarak güçlerini yeniden keşfettiği bir sığınak oldu onun için. Evet Türkiye onun için bir sürgündü ama her şeyden çok yazarlık anlamında çok üretken bir duraktı. Aynı zamanda buradaki kültürden de çok beslendi."

"İstanbul'da hem cinsler arasındaki ilişkiler çok farklıydı. Erkekler el ele dolaşıyordu ki bu o dönemki "Mesafeni koru" diyen Amerikan homofobik kültürü için görülmemiş bir şeydi. Kültürel olarak bu kadar farklı bir yerde olması ,benim görüşüme, göre onu özgürleştirdi.

Baldwin 1963 yılında BBC'ye verdiği bir röportajda, Amerika'dan uzaklaşmasının "hayatında verdiği en doğru karar" olduğunu söylüyordu. Artık toplum tarafından düşmanlaştırılmadığını, ölüm tehlikesi yaşamadığını, içindeki acıları kusabildiğini anlatıyordu.

Bu yıllarda ABD'de sivil haklar hareketi için mücadele eden birçok Afrikalı-Amerikalı suikast sonucu öldürülmüştü.

Prof. Dr. Zaborowska, Baldwin'in "beyazların üstünlüğü kavramını bu denli açıklıkla yargılaması karşısında" kendisine öfke duyulduğunu söylüyor:

"Baldwin ailesel bağlar söz konusu olduğunda, ABD'de insanların kökenlerinin ne kadar karışık olduğunun altını çizer. Köle kadınların tecavüze uğramasından, çocukların satılıp alınmasına kadar birçok kişinin kabul etmek istemediği ailevi bağları bulunuyor. Çünkü hakim konumda olan beyaz maskülen sınıf, bu amaçla oluşturuldu. Kölelik bu amaçla vardı, Amerikan yerlilerinin soykırımı bu hiyerarşiyi oluşturmak için yapıldı. Beyaz erkek üstünlüğünün yayılması için kalan her şeyin ikincil olması gerekiyordu. Düşündüğünüz zaman Amerika'da son 4 yılda olan da buydu; ülke sekiz yıl Barack Obama iktidarından sonra adeta Donald Trump'ı kustu.

Magdalena Zaborowska, Baldwin'in umudunu kaybedip kaybetmediği sorusuna, "Hayır" yanıtını veriyor. Buna gerekçe olarak da "eli artık kalkmayıncaya kadar yazmasını" gösteriyor.

James Baldwin, Amerika'da o dönem homofobi ve ırkçılıktan kaçarak geldiği Türkiye'de altı eser kaleme aldı.

Zaborowska, "Bu dönemde ürettiği eserlerin, hem burada hem de Fransa'daki arkadaşlıklarından beslendiğini düşünüyorum. Özelikle de Türkiye'deki özgürlüğünün, tam bir insan olabilmenin ne demek olduğunu yeniden değerlendirmesine katkıda bulunduğunu düşünüyorum." değerlendirmesini yapıyor.

Baldwin, 1987 yılında Fransa'da hayatını kaybetti. Öldüğünde, 63 yaşındaydı.

Efe Öç, 18 Eylül 2020

26 Ağustos 2024 Pazartesi

Yazılamayan Zaman

Herşeyi yazarım da
zamanı yazamam -
o yazar çünkü
beni.

Yazar beni
yavaş yavaş
özenli -
azalta azalta
görkemli -
sanki
dolduracakmış
olduracakmış
gibi.

Halbuki
sıyırıp düşürmüştür
tırnağımdaki çürüğü
parmağımdaki yarayı
kabuk kabuk
geçirmiştir -
geçerken, sanki
çoğalta çoğalta
yazarak
beni:
özenli
görkemli.

Oruç Aruoba

Resim: Aliye Berger, Güneşin Doğuşu, 1954


“O tablonun üzerinde çok düşündüm. Göze fazla çarpan tablodan fırlayan şekillerden hoşlanmam. Bir odanın, bir köyün, bir şehrin veya bir insanın muayyen bir zaviyeden görünüşünü canlandırmaktan kaçınmaya çalışmak gerektiğine inanıyorum. Kendi hesabıma hayatı bütünü ile umumi olarak görmek istiyorum. O tabloda toprak, deniz ve güneşle haşır neşir olan insanları, musikiden bir misal verecek olursam, Mozartvari diyebileceğim motiflerle işlemek istedim. Bir köşeye buğday yüklü bir araba, başka tarafa buğday yıkayan kadınlar, bir fabrika, bir koyun sürüsü koydum. Sonra süngercileri ele aldım. Ege kıyılarında denize dalan süngerciler, suyun dibinde eski zamanlardan kalma uzun toprak küpler bulurlarmış. Bizim adadaki evde de vardı o küplerden. Kadınlar süngercilerin içine sünger doldurdukları küpleri omuzlarına vurup evlerine yollanırlarmış. Tablonun sağ tarafı buna dair. Sonra denizin çizgilerine, balıkları göstermeden, balıkların suyun içindeki hareketlerini, çırpınışını vermeye çalıştım. Ayrıca bir köşede bir sepet dolusu balık da var.”      Aliye Berger

İzleyiciler