30 Nisan 2026 Perşembe

Pireli Şiir

Bu ne acayip bilmece!
Ne gündüz biter, ne gece.
Kime söyleriz derdimizi;
Ne hekim anlar, ne hoca.

Kimi işinde gücünde,
Kiminin donu yok kıçında.
Ağız var, burun var, kulak var;
Ama hepsi başka biçimde.

Kimi peygambere inanır;
Kimi saat köstek donanır;
Kimi kâtip olur, yazı yazar;
Kimi sokaklarda dilenir.

Kimi kılıç takar böğrüne;
Kimi uyar dünya seyrine:
Karı hesabına geceleri,
Gündüzleri baba hayrına.

Bu düzen böyle mi gidecek?
Pireler filleri yutacak;
Yedi nüfuslu haneye
Üç buçuk tayın yetecek?

Karışık bir iş vesselâm.
Deli dolu yazar kalem.
Yazdığı da ne? Bir sürü
İpe sapa gelmez kelâm.

Orhan Veli Kanık

29 Nisan 2026 Çarşamba

Aç Ağzını Karanlık

İşim gücüm bu benim
Sorguya çekmek gerçeği
Sevginin rüzgarı ak da
Savaşın bayrağı niçin kara
Bütün suçum bu benim
Evreni kucaklamak
Çözmek kör düğümleri

Sonra bildiğiniz gibi
Gecenin içine attılar beni
Kirden pasaktan gecenin
Ta dibine yuvarlandım
Sevindiler gerisin geri
Acıya öfkeye bulandım
Aç ağzını karanlık
Dişlerini sayacağım

Eğilip aldı beni yerden
Halk anam güzel anam
Yıkadı kirimi pasımı
Ağrımı acımı silkeledi
Toz alır gibi aldı öfkemi
Sıcacık et koynunda
Yıllarca ısıttıktan sonra
Yeniden doğur beni

Giydim yeni giysilerimi
Çıktım yeni bir yola
Yeni ayaklarımla yürüdüm
Yeni gözlerimle baktım dünyaya
Günaydın dedim yeni sesimle
Başı sevda dolu bir değa

İşim gücüm bu benim
Sorguya çekmek çirkinleri
Emeğin suyu ak da
Sömürünün değirmeni niçin kara
Bütün suçum bu benim
Tahta çıkarmak güzeli
Uygarlığı halklamak

İşte sabah oldu
Yum gözlerini karanlık
Eski bir ormanda ben
Yeni bir ağaçmış gibiyim
Aç gözlerin karanlık
Tepeden tırnağa ben
Çiçek açmış gibiyim

Ali Yüce (1928 - 29 Nisan 2015)



Küçük Şeyler

    (...) Küçük Şeyler, İstanbul gibi bir metropolde geçmekte ve sahte ihtiyaçlar bağlamında filmin açılış sekansında 'orman banyosu' olarak adlandırılan aktivite gösterilmekte, Onur’un da o aktivite içinde olduğu görülmektedir. AVM sahnesinde ise Bahar’ın çay makinesini "ihtiyaç" olarak görmesi, Herbert Marcuse’ün (1990) Tek Boyutlu İnsan kitabında da bahsettiği "sahte ihtiyaçlar" kavramıyla örtüşür. Ona göre, tüketim odaklı kapitalist sistem bireylere gerçek ihtiyaçlarının yerine geçen sahte ihtiyaçlar yaratarak onları sistemin tahakkümü altına sokar. Reklamların da teşvik ettiği bitip tükenmeyen harcama ihtiyacı, bireyi “ihtiyaç üretimine” ikna eder. Filmde Bahar karakteri de bu düzenin içinde hayatına devam ederken, Onur bu düzenin dışına itilmiş karakter olarak gösterilir.
    Küçük Şeyler’de tasvir edilen burjuva sınıfına mensup çift (Onur ve Bahar) Debord’ın (2021) bahsettiği sömürülen emeklerinden elde ettikleri kazançları ile satın aldıkları lüks bir evde sıradan bir yaşam sürmektedir.
    İnsanların saygısını kazanmak ve muhafaza etmek için yalnızca servete veya güce haiz olmak yetmez. Servetin veya gücün ispatlanması gerekir. Çünkü saygı sadece delil var ise gösterilir. Refahın kanıtı, yalnızca insanın önemini, başkalarına anlatmasıyla, onların gözünde kendisinin mühim olduğu duygusunu canlı ve uyanık tutmasıyla kalmaz; insanoğlu kendi halinden memnun olmasını sağlaması ve bu durumu koruması da minimum onun kadar faydalıdır.
    Filmin ana karakteri olan Onur kapitalizm içinde şekillenen beyaz yakalı olarak çalışmakta, yaşam koşullarını beyaz yakalının olması gerektiği şekilde ve saygınlıkta sürdürmektedir. Kendisi gibi beyaz yakalı olan eşi Baharla mutlu bir evlilik yürüten Onur’un durumu işten çıkarılmasıyla değişir. Bu süreci kabullenmeyen Onur, içinde bulunduğu durumu kimseye anlatamaz. Her gün işe gidiyormuş gibi evden çıkıp iş çıkış saatinde eve dönen Onur, uzun zaman ‘çalışıyor’ gibi davranır. Çünkü kapitalist bir dünyada birey kendi mesleki statüsüyle saygınlık elde eder ve onu kaybettiğinde de değersizleştiğini düşünür. Onur’un işini kaybetmesiyle maddi sorunlarla yüzleşen çiftin ilişkisi zaman içinde çözülemeyen çıkmaza sürüklenir. Bu noktada Foucault’un (2005) da altını çizdiği özne kavramı üzerinden filme bakıldığında Onur iktidar tarafından verilen kararla pasif konuma itilmiştir. Çünkü Foucault’da (2005) özne toplumsal olanla beraber anılmakta ve toplum, onay mekanizması olarak öne çıkmaktadır. Böylece toplumda iktidar tarafından onaylanmış özne yüceltilmekte ve saygı gören güç haline gelmektedir.
    Zamanla eşi Baharla arası bozulan Onur’un cinsel hayatı da pasifleşir. Onur, Bauman’ın da ifade ettiği kaygılı modern insana dönüşür ve aralarındaki bağlar zamanla kopukluğa neden olur. Belirsizlik içinde kaybolan Onur, modernitenin getirdiği düzen beklentisinin başarısız sonuçlarıyla iyice yalnızlaşır. Onur karakteri üzerinden modern bireyin sistem karşısında yaşadığı değersizlik ve anlamsızlık hisleri, Bauman’ın akışkan modernite kuramının toplumsal sonuçlarını ortaya koyar (Bauman, 2019). Filmde olaylar ağırlıklı olarak Onur’un perspektifinden izlenir. İşsizliğine aldırmıyor gibi görünen Onur için gerçeklik algısı değişmeye başlamakta ve hayal ile gerçekliğin sınırları muğlaklaşmaktadır. (...)

Doç. Dr. Gönül Cengiz  Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Film Tasarımı ve Yönetimi Bölümü, Yorgunluk Toplumundan Küçük Şeyler'e (2019) Bakmak: Byung-Chul Han Perspektifinden Film Çözümlemesi, DTCF Dergisi 65.2 (2025): 1367-1386 S.5-6-7, 25 Aralık 2025




Bülbül Havalanmış Yüksekten Uçar

Bülbül havalanmış yüksekten uçar
Has bahçe içinde gülüm var deyi
Seni seven aşık serinden geçer
Güzeller içinde yarim var deyi

Ben seni severim sen de sev beni
Mevlam bir kararda koymaz insanı
Bir gün gelir sen de ararsın beni
Şurda bir divane yarim var deyi

Beni seni severim can ile candan
İnsan kemlik bulmaz sevdiği yardan
Canım esirgemem vallahi senden
Götür sat pazarda kölem var deyi

Karac'oğlan söyle kaşı karadan
Hicap perdesini kaldır aradan
Seni beni bir Mevla'dır yaradan
Büyüklenme hey kız güzelim deyi

Karacaoğlan

12 Nisan 2026 Pazar

Dört Kedili Hikâye

Dört taneler
Dördünün de bıyığı sakalı yerinde

Dört taneler - keşiş adeta
Kara - kara kılıklı dördü de

Dört taneler - tereddüt ederler ama
Dört olmak ya da olmamak meselesinde

Dört taneler
Niye dört - kendileri de bilmezler

Dört taneler - ayrı ayrı -
Aynı manastırın farelerini avlamakla birlikte

Dört taneler - dört kök misali
Yaslı bir ağacı toprağına bağlayabilirler

Ve dört taneler daima - kuyruk kuyruğa vermiş
Çoban köpeklerine pıkh ederler

Zahrad, Kediler
Ermeniceden çeviren: Ohannes Şaşkal



11 Nisan 2026 Cumartesi

Bir Kedinin Günlüğüne

Mahallede on kedi varsa
           Biri sensin

Yüz kedi varsa
           Biri yine sen
- Ama bu kez yüzde birsin -

Oysa okşadığım - tek bir kedi -
           O kedi
           Yüzde yüz sensin

Zahrad

Çeviri: Ohannes Şaşkal



30 Mart 2026 Pazartesi

Hançerin Sapı

Haksızlık etme
Diyorum kendime;
Onurlandırıldın da,
Kınandın da sen.
Kendini kül dolu
Bir küpe gömdün.
Tersyüz ettin
Sevgini eskidikçe.

Güzel günler yaşadın.
Çiçeklerin oldu,
Bir evin örneğin;
Güneş gören,
Dağlara dönük balkonu.
İşte bu yüzden
Ağlarım ben
Kestaneler çatlarken.

Sabahın buğusu
Gözlerimi yaşartıyor,
Boynuma dolanıyor
Akşam zinciri.
Dağlardır beni avutan.
Söyleyin bana
Gözünüzü kırpmadan;
Sizce dönek midir zaman?

Eşkıyalar dağları
Anlayamazlar.
Çünkü suçtur onları
Dağlara çıkartan.
Darasıdır suç oysa
Yaşadığımız dünyanın.
Dağlar sizi
Pekmez ile kararım.

‘Öyle yaralıyım ki;
Ölmem ben artık.’
Ölmem ya kanarım,
Kanarım seve seve.
Haksızlık etmem
Suya ekmeğe
Hiç bir anahtar
Dönmese de kilidimde.

Bekliyorum kaç zamandır;
Uykusuzum, sabırsızım.
Başımı acıtıyor
Geceleri yastığım.
Dilim kurumuş
Bir su yatağı,
Katı sözcüklerle
Dolu tozlu ağzım.

Bakıyorum eski
Fotoğraflara.
Hafız Burhan dinliyorum
Taş plaklardan.
Bir pencere çarpıyor
Viran yüreğimde,
Sıvalar dökülüyor
Pervazından.

Dörtnal giden
Ürkek bir attan
Düşüyorum de sanki,
Takılı kalıyor
Ayağım üzengiye.
Sürükleniyorum
Sırtüstü
Çalılar, dikenler içinde.

Mevsim kışa dönüyor,
Hızar sesleri geliyor
Dört bir yandan.
Odun taşıyor
Yorgun kamyonlar.
Kuşlar da gitti.
Çiçekler gelecek bahara
Tohum saçıyor.

Ey benim umudumu
Bölük bölük
Eden hızarlar,
Bu yıl da
Kalıcıyım burda
Verilmiş sözüm var.
Bensiz yapamaz
Lapa olur pirinç kar.

Elimden tutmuş
Sevecen gençliğim,
Buzdan bir yolda
Düşe kalka
Yürümeyi öğretiyor
Yeniden bana.
Geçmiş deyince
Sen geliyorsun aklıma.

Sahi sen yaşadın mı;
Var mıydın acaba?
Yaşadık mı seninle
Aynı zaman parçasında?
Ama ellerin aklımda.
İri gözlerin,
Sıcaklığın geceler boyu
Ve aklığın aklımda.

Senin ağzın tarçın kokardı,
Benimki karanfil.
Birbirine karışırdı
Soluklarımız.
Tek başınayız şimdi ikimiz.
Bende karanfil,
Sende tarçın kokusu
Yapayalnız, kimsesiz.

Ben seni yalansız
Bahar gibi sevdim.
Sevgi adınaydı
Milis beraberliğimiz.
Sabahtan akşama
Günü tarar örerdik
Ve kedileri
İkimizde çok severdik.

İkimiz de yıldız düşkünü;
Bakmaya doyamazdık
Gökyüzüne.
Koynunda terli ferman
Bir atlı geçerdi
Samanyolundan,
Kimsenin göremediği
Kibrit çakımı bir an.

Hiç unutmam;
Adına sikke bastırırdı
Aşk o zaman.
Yani ay doğardı
Tepelerin ardından.
Güzel günlerimiz oldu,
Gecelerimiz
İpek ve kılabtan.

Omuzunda uzun saplı
Eğri tırpan
Ot biçmeye gidiyor
Avurtları çökük
Bir gölge adam.
Karalar giyinmiş,
Ölüm simgesi gibi
Geçiyor sokaktan.

Kulaklarım uğulduyor,
Yapılar eğiliyor,
Çinko damlar
Daraltıyor gökyüzünü
Alaca bir bulut
Geliyor üstüme
Yuvarlana yuvarlana
Kurşundan bir köpekle.

Haksızlık etme
Diyorum kendime.
Kılavuzun oldu rüzgar,
Su gibi dostun.
Eğer dumanlıysa
Kavruk dağlar;
Bil ki gülün ahı,
Hançerin sapı var.

Ey benim umudumu
Bölük bölük
Eden hızarlar,
Oluklu hançer,
Güle narh koyanlar;
Şahmaranın başı için
Payınıza düşen ne?
Bir gün sorarlar.

Metin Altıok



29 Mart 2026 Pazar

Dünyada Tükenmez Murad Var İmiş

Dünyada tükenmez murad var imiş
Ne alanı gördüm ne murad gördüm 
Meşakkatin adın murad koymuşlar
Dünyada ne lezzet ne bir tat gördüm 

Ölüm var dünyada yok imiş murad 
Günbegün artıyor türlü meşakkat
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat
İnsanlar içinde çok fesat gördüm

Var mıdır dünyaya gelip de kalan
Gülüp baştanbaşa muradın alan
Muradı maksudu hepisi yalan
Ölümlü dünyada hakikat gördüm

Nuşveran-ı Âdil nerede tahtı 
Süleyman mührünü kime bıraktı
Resul-ü Ekrem’in kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm

Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var arkı belirsiz
Veysel neler satar narhı belirsiz
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm

Aşık Veysel Şatıroğlu


28 Mart 2026 Cumartesi

Şu Yüce Dağları Duman Kaplamış

Şu yüce dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var
Seher vakti bu yerde kimler ağlamış
Çimenler üstünde göz yaşları var

Ufukta iz gördüm kızıl bayraktan
Bulutlar nem almış yeşil yapraktan
Bir kız ağlar sesi gelir uzaktan
Yine mi gurbetten kara haber var

Gönlümüz gamlanır böyle günlerde
Önüme çektiler bir siyah perde
Yar senin aşkınla tutuldum derde
Yine mi gurbetten kara haber var

Anonim

Derleyen: Ali Ekber Çiçek

Eskisi Gibi

Neler vermez idim onun uğruna
Gelse de buluşsak eskisi gibi
Giyinse kuşansa inse yollara
Sarılsak ağlasak eskisi gibi

Kuru ekmeklerden tirit yapardık
Yavan yahşi demez kaşık atardık
Uyumazdık günü güne katardık
Gelsen de otursak n'olur eskisi gibi

Dudağı çatlaktı elleri yarık
Yırtık çorabınan çitik ne çarık
Başına çalına felek verdiğin varlık
On beşine indir bizi eskisi gibi

Gecelerde kalkar dokurduk halı
Bazı ula derdi bazı da Ali
Önümüze katsak davarı malı
Çıksak yaylalara eskisi gibi

Ali Kızıltuğ


















Sen Gel Diyorsun

Aramıza girmiş, dağlar denizler
Gelemem diyorum öf öf, sen gel diyorsun
Kar yağmış yollara, örtülmüş izler, örtülmüş izler
Bulamam diyorum öf öf, sen bul diyorsun

Sanma bu sevgimiz, sence yaygara
Ne dertler bıraktın öf öf, hep sıra sıra
Sen yoksun ya böyle, ıssız Ankara, sensiz Ankara
Duramam diyorum öf öf, sen dur diyorsun

Kızıltuğ'um baharı mı, yazı mı?
Hangi kalem yazmış öf öf, benim yazımı
Dert ortağım olan, dertli sazımı
Çalamam diyorum öf öf, sen çal diyorsun

Ali Kızıltuğ (1944, Divriği - 13 Aralık 2017, Ankara)

Beste: Aşık Emrah (Hamza Başyurt)
Yorumlayan: Cem Adrian

16 Mart 2026 Pazartesi

Acılar Denizi

Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgâr çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...

Ümit Yaşar Oğuzcan, Acılar Denizi, Hürriyet Yayınları,1977



İzleyiciler