25 Şubat 2026 Çarşamba

İnançlı Bir Savaşçının Türküsü

Kendimi hiç akşam olmayacak
Bir gün doğumu için saklıyorum
Kendime kendim olmamayı yasaklıyorum
Yasak artık bana çaresiz kalmak
Yasak bana bocalamak
Olmayanda eriyip gitmek yasak bana

Yasak bana geceysem gündüzmüşüm gibi
Bir gül pembeliğinde kendimi uyumak
Zor bir şeyi umduğumu biliyorum
Yasak bana tükenmişi korumak
Her çeşit umutsuzluk yasak bana
Durmuşum umudumu sürdürüyorum

Bir ağaç altında göğü seyrediyorum
İçimde ne ölüm ne yaşam korkusu var
Korku bütün yasak bana yasak bana bitmişlik
Bütün yol kavşaklarında dönemeçlerde
Kendimi bir namlu gibi dosdoğru çiziyorum.

Afşar Timuçin


22 Şubat 2026 Pazar

Annem ve Kuşlar

Hiç düşünmemişiz annemin
Resmini kuşlarla çekmeyi
Kedileriyle de çekmedik ya
Resimsiz kaldı saksıları, çiçekleri
Annem de erkenden gitti

O yıl çok soğuktu
1946/47 Eskişehir
Savaş bitmiş miydi
Kardeşim olacaktı biliyordum
annem zayıftı dal gibi
ben öksürüyordum
tavuklarımız yoktu.

Anlamam sanıyorlardı
"Et" demişti doktor
"her gün"
Şehrin dışındaydık
Yollar karlıydı

Odaya kapan kuruluydu
Kar yağıyordu eleğin üzerine pencereden
Kuşlar zayıftı açtı
Çok soğuk vardı

O kış her gün çorbayla 
Beyaz etler pişirdi annem
"Bak tavuk yaptım kızıma"
Sertti tuzsuzdu lokmalar yağsızdı
Anneler istemezse yutulmazdı

Yıllarca kuş besledi annem
Ödemek için bir kış ölenleri
Ne ben söyledim tuzağı gördüğümü
Ne o sezdi
Bir oyunu sürdürdük o yıldan konuşurken
"Kardeşim doğmuştu hani"

Hiç düşünmemişiz annemin resmini 
Kuşlara bakarken çekmeyi

Sennur Sezer (1943 - 2015)


2 Şubat 2026 Pazartesi

Seslerin Ayak Sesi

Kırlangıçlar dönecek yakında
Açılacak onurlu kapıları
Haziran sabahlarının
Ağırdan

Yer gök deniz nasıl bak
Birbirine karışacak
Çiçekler başı çekecek hey Nice
Sonra çocuklar
Balonlar uçurtmalar bulutlar ellerinde
Ardından
Beyazlar kırmızılar kayıklar
Haydiii
Yeşilde mavilikte

Ayak sesleri var başka işiteceksin
Bizlerin ayak sesinden
Toprağın var suların var ağaçların var
Günlerin gecelerin
Sözlerin biçimlerin ayak sesleri
Ayak sesleri elele
Ayak sesleri kıyamet gibi
Işığın ayak sesi
Gölgenin ayak sesi
Seslerin ayak sesi

Çocuğum ilk ağızda bunları belle
Arif Damar



Bu Dönencede

Dünyada dünya yok
Bu dünyadan başka,
Ne öbür,
Ne dübür...

Dünyada dünya var
Ben varım diye
O halde dünya var
Ben yoğum diye...

Ben bu dünya, bu dünya,
Öldüm, oldum, olmasam ya,
Ben oldum, ben öldüm,
Var olacak yine dünya...

Ben bunları diyorum ya,
Benden ayrı, benden gayrı,
Başlamış biter mi hiç,
Dönmüyor, dönüyor dünya...

Benli, bensiz, benlen belli,
Benli bir Belkıs gibi
Dönüyor, dönmüyor dünya...

Can Yücel


24 Ocak 2026 Cumartesi

O Köy Yine Kendi Rüyasındadır

Heybetli Arsiyan dağlarında bir gün
Atım yoruldu, ben yoruldum.
Şimşekli, fırtınalı bir ikindi
Çektim atın dizginlerini, yağmurlar içinde
Banarhev köyünde indim..

Muhtarın odasında bir ben, iki yabancı
Birbirimizi yıllardır tanırcasına
Kurunduk, çay içtik, muhabbet ettik
Kurtlar, kuşlar ve bulutlardan uzakta
İnsan olduğuma gizli gizli
Bir sevindim bir sevindim..

Kadın lâfı geçti mi söz arasında
bir tuhaf oluyordum.
Karanlıklar içinden inanmazsınız
Uzak uzak sesler duyuyordum.
Girdim yatağa, çektim yorganı
Banarhev köyünde, muhtarın odasında
Düşlerimin ve insanların yanıbaşında
Sabahlara kadar uyudum..

Oranın sıcaklığı havasındadır.
Ben gidince bir şey değişmedi biliyorum.
Şad olsunlar hepsi suları alabalıkları ile.
.......
O köy yine kendi rüyasındadır.

Turgut Uyar, Türkiyem, Dost Yayınları, 1963, S.22-23


Acının Coğrafyası

kente kapandık kaldık tutanaklarla belli
sirk izlenimlerinden seçmen kütüklerinden
yüzlerimiz temmuzdan ötürü sallanır ve uzar
ve her köşe bir tuzaktır
birer darağacıdır her meydan saati
öğle vaktini kesinlikle gösteren
oysa hep güçlü dağları görmenin zamanıdır

çığlığım uzun uzun kalır içimde
yani güller giyinmiş bir adam nerde ben nerde
rüzgâr bir dirimi dört yöne bölerken tepelerde
ve gece duruşmasından yeni çıkmışken
sabahın terazisi eksik tartar gölgemi

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
kim gelirse gelsin acıya hep yer vardır
tutanaklarda duvar diplerinde ve bazı yerlerde
örneğin çukurova ve mekong köylerinde
acıdır ağacın gölgesini yapan
bunu herkes bilir

kutsal acı besleyen acı sütünü emiyoruz
yatıyoruz seninle terli döşeklerde
saati seninle kuruyoruz bir çalar saati
sen donatıyorsun kalbimizi
kalbimiz çoğu zaman yeterli ve ürkek
kendi çoğunluğunu kendi üreterek

kente kapandık kaldık iki cadde iki alan bir saat
mutsuzluk acıya varana kadar
artık yeminimiz bir tatar gölgesi gibi
öyle bir gölge ki belki çok dardır
kısa vakitlerinde aceleci akşamın

artık öyle açık ki kuşkuya yer yok
acıya hep yer vardır aramızda
dört cepli yeleğim aynı kolaylıkla taşır her şeyi
bozuk paraları da umutsuzluğu da
aynı kolaylıkla tutmuş gibi olurum
güneşin yedi renk ayasını

biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.

Turgut Uyar


20 Ocak 2026 Salı

Kıyıdaki Elmaya Bir Ses

Ey canımın güftesi,
eylülün ikinci haftasıydı o sıra, 
Bana gülümseyerek getirdiğin
bir bardak suydu o sıra. 

Hatırla, denize hiç bakmadık
çünkü kıyısındaydık, 
Bir elma kendi kendine
büyür dururdu o sıra. 

Bir kıyı ikindisiyle,
bir elma öyle kendiliğinden, 
Büyürler bir öfkenin
ya da bir dağın yanısıra. 

Bir kıyının beslerliği
bir elmadan ayrılmaz gibi ama 
Elma soğuk bir kış akşamında bile
yenir ısıra ısıra. 

Bir öfkeyi diriler durmadan elma,
ovadan gelir, 
Elbet küfelerle, sandıklarla,
hüzünlerle ardı sıra. 

Ey geçmişten gelen konuk,
sonsuz düğmelerimi tut, 
Yerlerini yadırgayan
sonsuz iliklerin adına. 

Ey canımın güftesi,
denize hiç bakmadık, hatırla, 
Tek pencereli bir odada
elma yedik ısıra ısıra. 

Elmanın topraktan süzdüğü,
gemilerin denizlerde gezdiği 
Bir tatildi, bir geçiştirmeydi,
yalnızlıktı bir kusura. 

Neydi, ne doğruydu, nerden vardık,
yakışmıyor konuşmak bize, 
Öyle barışlar okuyup
yalnızlığı yaşamak kara kara. 

Ey canımın güftesi,
ey penceresi bütün sıkıntılarımızın, 
Bizim babalarımız neden ölürlerdi,
hatırla sıra sıra. 

Bu söylediğim iyi bir şarkıdır,
elle bile hatırlanır, 
Yani su, ateş ve deniz
buluşurlar bir limanda arasıra. 

Yani şu, elma yenir
ve balık durmaz kaçar 
Ama yenilmezler artık
buluştukları sıra.

Turgut Uyar


18 Ocak 2026 Pazar

İzin

İzin alır gelirsem,
Güleceksin sevincinden,
Sabahları erken kalkacağız
Sobamızı yakacağız,
Saçların güzel olacak tütünümün renginden
Ellerin çay kokacak
Gün doğacak sesinden.

Cahit Külebi

Fotoğraf: Cahit Külebi ve Eşi Süheyla Hanım 
(Siyah Beyaz Fotoğraftan Renklendirilmiştir)

Ben Başka Dünyadan

Bu yaz ne de çok yağmur yağdı,
Ben başka dünyadan geldim, bilemem.
Bahçe ne kadar yanımızda,
Ne kadar yakın karanfil tarlası!
Bilgiyi arayan Gılgameş
Gibi kuşkumun kuyusunda gizlenecek
Ipıslak bir çiçek.

Şaşkın kuşların değil mi bu dünya,
Başka kimin olabilir ki!
Benim yabancılığım bitmeyecek.
Bu bakışmayı kim öğretti
Ağaçlara ki hep omuzlarında
Bilmediğimiz nice şeyi bilen suskun
Göğü sonsuzluğun.

Bu yaz ne de çok geyik geldi.
Yağmurda şebboy kokluyorlar.
Yalvacı birdir ateşin ve suyun,
Boş koyların yalnız denizi
Batan güneşin renginde taş arar,
Bana yeryüzünün gizini açıklayan
O köpürmüş orman.

1976 

Melih Cevdet Anday

Resim: Lucy Grossmith


uzun bir yoldan sana geldim

“dostun evi nerede?”

göğsümde kanat hışırtıları,
bir çift güvercinin:
allı-beyazlı, paçalı donlu, taklacı…
sonsuzluğun bahçelerine meyilli

evden çıkalım,
eşikleri bir bir atlayalım
sokak sokak yürüyelim semti,
tapınakları, karakolları, kahveleri geçelim;
sinema önünde: dondurma-kaymak

sonra ver elini metruk mahaller,
mezarlığın içinden tarlalara gidelim,
selam verelim bir bir karıncalara

mola verelim,
nar ağacı altında;
ağzımda helva-ekmek tadı,
dilimde şiir dizeleri –

dostun evi nerede?

iklim iklim doruklara çıkalım,
nergislere, süsenlere komşu olalım,
kelebeklere misafir

yüzümüz avuçlarımızın arasında,
bir taşa oturalım, sinematografik;
ova ayaklarımızın altında

tahta köprü bîfaal;
mavisi mat, kahverengi;
gök parçalı-bulutlu, toprak kara çıban,
yeller eserken su değirmeninin yerinde

Kiarostami kadrajındaymışçasına,
söğüt altındaki koyunlara bakalım,
bir de çoban köpeğine

yollar açık,
insan enkazı arasında;
Yusuf, Züleyha ve Eyyub'un kavliyle

dostun evine gidelim

Cihan Ezer

*sohrap sepehri







Gölgesi

Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;
Bir kere eğemedim bu kadının başını.
Kaç kere sürükledi gururumu ölüme
Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.
Cevapları öyle heyecansız ki onun,
Kaç kere iman ettim, hiçliğine ruhunun.
Kaç kere hissettim ki, yine bu gece gibi
Güzelliğin önünde, dolup, çarpmalı kalbi
Ne mehtabın aksine yelken açan bir sandal,
Ne de ayaklarında kırılan ince bir dal,
Onun taştan kalbini sevdaya koşturmuyor.
Bir çiçeğin önünde bir dakika durmuyor…

Dönüyoruz yine bir uzun gezintiden
Gönlümün elemini döküyorken ona ben.
O bana kendisini gülerek naklediyor,
Bilseniz mavi boncuk nasıl yaraştı diyor.
Ya bu kadın delidir, yahut ben çıldırmışım
Ben ki birçok kereler kırılmışım, kırmışım.
Ömrümde duymamıştım böyle derin bir acı
Birden onun yüzüne haykırma ihtiyacı
İçimde alev alev tutuştu yangın gibi
Bir dakika kendimin olamadım sahibi
Hiç olmazsa hıncımı böyle alırım dedim,
Yolda mağrur duran gölgesini çiğnedim.

Nâzım Hikmet Ran / (Suat Derviş'e İthafen)

Nâzım Hikmet ve Suat Derviş Fransa’da bir konferansta birlikte. Yıl:1962
Fotoğraf: Lütfi Özkök ve Ali Müstecaplıoğlu arşivinden



Defne Ormanı

Köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri  
için felsefe yapıyorlardı, çünkü 
Ekmeklerini köleler veriyordu onlara; 
Köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için 
Felsefe yapmıyorlardı, çünkü ekmeklerini  
Köle sahipleri veriyordu onlara. 
Ve yıkıldı gitti Likya. 

Köleler felsefe kaygusu çekmedikleri 
İçin ekmek yapıyorlardı, çünkü 
Felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara; 
Felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri 
İçin ekmek yapmıyorlardı, çünkü kölelerini 
Felsefe veriyordu onlara. 
Ve yıkıldı gitti Likya. 

Felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin 
Felsefesi. Ve sahipsiz felsefenin 
Ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi. 
Ekmeğin sahipsiz felsefesini 
Felsefenin sahipsiz ekmeği. 
Ve yıkıldı gitti Likya. 
Hala yeşil bir defne ormanı altında. 

Melih Cevdet Anday


  

İzleyiciler