salıncak ayazı
"İlk dokunulan ve son dokunduğumuz arasında bir yerdeyiz..."
16 Mayıs 2026 Cumartesi
Ruhun Şarkısı
15 Mayıs 2026 Cuma
Bizim Pencereler Yele Karşıdır
hamza
Fadva Tukan (1917-2003) Nablus’ta dünyaya geldi. Beş yıl ilköğrenimine devam ettikten sonra abilerinden Yusuf’un “toplumsal nedenlerle” kendisini okuldan almasıyla eğitimi yarım kaldı.
Diğer abisi İbrahim Tukan (1936-39 arası, manda dönemindeki Filistin’de İngiltere’ye ve İngiliz himayesinde süregelen Yahudi yerleşimlerine karşı başlayan Arap isyanının önde gelen isimlerinden, aynı zamanda Mawtini’nin yazarı) Beyrut Amerikan Üniversitesindeki eğitimini tamamlayıp Filistin’e döndükten sonra kız kardeşi Fadva’yı himayesine almaya ve onun eğitimine destek olmaya karar verdi. Fadva, abisinin yanına, Kudüs’e yerleşti.
Fadva, Kudüs’te abisinden şiiri ve şiir yazmayı öğrendi. İngilizce özel dersler aldı. Şiirlerini müstear isimlerle Kahire ve Beyrut’ta çıkan edebiyat dergilerine gönderdi. Şiirlerinin yayınlanması Fadva’nın özgüvenini artırdı.
Nekbe’den (1948) sonra, 1950lere gelindiğinde dönemin politik atmosferinin doğrudan olmasa da içinde yer aldı. 1956’da Dünya Barış Konseyi tarafından düzenlenen bir konferansın Ürdün Delegasyonu (1967’ye kadar Batı Şeria, Ürdün kontrolünde kalacaktı) dahilinde Stokholm’e ve aynı gezinin parçası olarak Hollanda’ya, SSCB’ye ve Çin Halk Cumhuriyetine gitti.
Aynı yıl, Nablus’ta Velid Kamhavi tarafından kurulan Kültürel Kulüp’e katıldı ve aktif üyelerden biri oldu. Şair olarak kariyeri bu noktada başladı. Burada şair ve Ürdün parlamentosu üyesi Kemal Nasir, şair Abdulkerim al Karmi (Abu Salma) gibi isimlerle tanıştı. 1957 yılında yine burada tanıştığı Ürdün ulusal hareketi üyelerinden ve Ürdün yönetimini tarafından aranan Aburrahman Şukeyr’i evinde saklayarak Suriye’ye kaçmasına yardımcı oldu.
60ların başında İngiltere’ye gitti ve Oxford’da İngiliz Dili ve Edebiyatı üzerine araştırmalar yaptı. Burada geçirdiği dönem, şiirinin gelişimini derinden etkiledi.
Nablus’a döndüğünde şehrin batısında kendine bir ev inşa etti, kendini toplumdan ve insanlardan soyutlamayı planlıyordu ki 1967’de Nekse yaşandı. “İsrail” işgali onu yeniden Nablus’un sosyal hayatına dahil etti. “İsrail” işgali ve işgalin kültürüyle gazetecilik ve şairlik bağlamında mücadele etti. Bu süreç, şiirine de yansıdı. Bireysel ve sosyal meseleler gibi temalar etrafında şekillenen şiiri, bir direniş şiirine dönüştü ve yıllar içinde zenginleşerek yeni boyutlar kazandı.
1977’de Nablus’ta kurulan El Necah Üniversitesi mütevelli heyetine seçildi, üniversitenin marşını yazdı ve bu üniversiteden fahri doktora aldı.
Aynı yıl, Nablus’ta Velid Kamhavi tarafından kurulan Kültürel Kulüp’e katıldı ve aktif üyelerden biri oldu. Şair olarak kariyeri bu noktada başladı. Burada şair ve Ürdün parlamentosu üyesi Kemal Nasir, şair Abdulkerim al Karmi (Abu Salma) gibi isimlerle tanıştı. 1957 yılında yine burada tanıştığı Ürdün ulusal hareketi üyelerinden ve Ürdün yönetimini tarafından aranan Aburrahman Şukeyr’i evinde saklayarak Suriye’ye kaçmasına yardımcı oldu.
60ların başında İngiltere’ye gitti ve Oxford’da İngiliz Dili ve Edebiyatı üzerine araştırmalar yaptı. Burada geçirdiği dönem, şiirinin gelişimini derinden etkiledi.
Nablus’a döndüğünde şehrin batısında kendine bir ev inşa etti, kendini toplumdan ve insanlardan soyutlamayı planlıyordu ki 1967’de Nekse yaşandı. “İsrail” işgali onu yeniden Nablus’un sosyal hayatına dahil etti. “İsrail” işgali ve işgalin kültürüyle gazetecilik ve şairlik bağlamında mücadele etti. Bu süreç, şiirine de yansıdı. Bireysel ve sosyal meseleler gibi temalar etrafında şekillenen şiiri, bir direniş şiirine dönüştü ve yıllar içinde zenginleşerek yeni boyutlar kazandı.
1977’de Nablus’ta kurulan El Necah Üniversitesi mütevelli heyetine seçildi, üniversitenin marşını yazdı ve bu üniversiteden fahri doktora aldı.
https://www.marbutahaber.com/kultur/portreler/fadva-tukan/
Ah Sensiz
14 Mayıs 2026 Perşembe
Yusuf ile Kenan
İki Gün ve Bir Gece, Dardenne Kardeşler
İŞÇİ SINIFI CENNETE GİDER, ELIO PETRI
Sandra mücadelesiyle birlikte depresyondan kurtulurken, İşçi Sınıfı Cennete Gider (1971) filminin ana karakteri Lulù Massa parmağını kaybetmesiyle sınıf bilinci kazanır. Her iki filmin iki bambaşka karakteri sınıf mücadelesiyle iyileşir. Elio Petri'nin yönetmenliğini yaptığı İşçi Sınıfı Cennete Gider filminde ana karakter Massa, parça başı üretimin fabrikaya getirdiği zaman baskısıyla, makinalarla yarışır hale gelir. Sadece daha fazla para kazanabilmek için daha fazla üretme derdinde olan Massa, ne fabrika önünde devrim için işçileri örgütlemeye çalışan öğrencileri, ne de parça başı üretimin doğurduğu sıkıntılara karşı mücadele etmeye çalışan sendikaları dinler. Onun ilgisini yalnızca daha hızlı üretmek ve kadınlar çekmektedir. Tıpkı Chaplin'in Modern Zamanlar (1936) filmindeki gibi kendini makinanın ritmine kaptırmış, dişlilerin arasında ezilerek makinalaşmıştır. Bir gün makinaya elini kaptırır ve dişlilerin arasında gerçekten fiziki olarak da ezilir. Bu olay Massa'nın bilinçlenme sürecini başlatacaktır. Benzer bir hikâye sinemamızda da Diyet (1974) filminde işlenir. Ana karakterlerinin üretim aracı ile kurduğu ilişki, yaşanan iş kazası ve sendikal mücadele başlıklarında benzerlikler taşısa da Petri, tartışmayı işçi sınıfının güncel ve tarihsel çıkarları noktasına taşır.
EKMEK VE GÜLLER, KEN LOACH
Sinemada işçi sınıfı ile ilgili bir film listesi ne kadar sınırlı olursa olsun, kendine haklı bir yer edinecektir Ken Loach; işçi sınıfına duyduğu inancı ve güveni kaybetmeyip, sınıf mücadelesini sinemasının varlık nedeni yaparak. İşçi sınıfını tarihin öznesi olarak görür ve eninde sonunda ayağa kalkacağına güvenir. Göçmenlerin gittikleri ülkelerin işçi sınıfının bir parçası olduğunu savunan yönetmen, 2000 yapımı Ekmek ve Güller filminde, Meksika'dan yasadışı yollarla Amerika'ya giren Maya'nın ablasının yardımıyla girdiği temizlik işinde grev örgütlemesinin hikâyesini anlatır. Film adını, 1912 yılında ABD'nin Lawrence kentinde gerçekleşen grevde işçilerin kullandığı slogandan alır. Aynı slogan filmde temizlik işçileri tarafından da kullanılır ve tarihsel olaya atıfla onların kazandığını kendilerinin de kazanacaklarını söylerler. Aynı slogan James Oppenheim için de bir şiire ilham olur:
"Evet, Ekmek için savaşıyoruz ama Güller için de savaşıyoruz...
Yürürken, yürürken. Büyük Günleri getiriyoruz."
Gülcan Beyaz, Ortaklaşa Dergisi, Mayıs 2026, Sayı 8, S.55-56











