Bülent Kale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bülent Kale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2026 Pazar

"Yasalar örümcek ağı gibidir, sinekleri ve diğer küçük böcekleri yakalamak için yapılmıştır"

Dilsizlerin dilini çözen işkence sayesinde pek çok tutuklu işlemediği suçlardan tutuklu; çünkü özgür bir suçludansa parmaklıklar arkasındaki bir masum tercih edilesidir. Diğerleriyse bazı generallerin kahramanlıkları yanında çocuk oyunu kalan cinayetlerini ya da bizim tüccar ve bankerlerimizin dolandırıcılıkları ya da politikacıların ülkenin bir parçasını sattıklarında aldığı komisyonların yanında şaka gibi görünen soygunlarını itiraf ettiler. Askeri diktatörlükler artık yok, ama Latin Amerika demokrasilerinin cezaevleri ağzına kadar tutukluyla dolu. Tutuklular doğal olarak yoksul; çünkü yeni açılmış bir köprü çöktüğünde, kasaları boşaltılmış bir banka devrildiğinde, çimentosuz inşa edilmiş bir bina yıkıldığında kimsenin hapse girmediği ülkelerde yalnızca yoksullar cezaevine girer.  

Yoksulluk üreten iktidar sistemi kendi ürettiği umutsuzlara karşı da acımasız bir savaş ilan ediyor. Yüz yıl önce, Georges Vacher de Lapouge ırkı saflaştırmak için daha çok giyotin talep ediyordu. Bütün dâhilerin Alman olduğuna inanan bu Fransız düşünür doğal ayıklanmanın hatalarını, keza suçluların ve yeteneksizlerin telaşa düşüren çoğalışını yalnızca giyotinin düzeltebileceğine ikna olmuştu. Sert bir elin sosyal terapi uygulamasını isteyenler, "En iyi haydut ölü hayduttur," diyor şimdi de. Toplum, boşta gezenlerin ve uyuşturucu müptelalarının doldurduğu varoşların tehdidi karşısında, halk sağlığını yasal olarak savunmak adına öldürme hakkına sahip. Sosyal sorunlar kriminal sorunlara indirgendi. Ölüm cezasından yana gitgide büyüyen bir çığlık işitiliyor. Ölüm cezasının cezaevlerindeki harcamalardan tasarruf ettiren adil bir ceza olduğu, sağlıklı bir caydırıcı etki yaptığı ve olası bir tekerrür ihtimalini ortadan kaldırarak suçta tekrar sorununu çözdüğü söyleniyor. Ölerek öğreniliyor. Latin Amerika ülkelerinin çoğunda yasalar ölüm cezasına izin vermiyor. Bununla birlikte, açtığı her uyarı ateşi bir şüphelinin ense köküne isabet eden polisiyle ve dokunulmazlık zırhına bürünüp katliamlarına fütursuzca devam eden ölüm mangalarıyla devlet terörü, bu cezayı uygulamayı sürdürüyor. Devlet, ister kanunla olsun ister kanunsuz, insan katlini, tasarlayarak, kalleşçe ve ayrımcılıkla uyguluyor; ama devlet ne kadar çok adam öldürürse öldürsün, "hiç kimsenin toprağı"na dönüşen sokaklardaki çatışmalar katlanarak artıyor.

İktidar yararsız otları tekrar tekrar biçiyor ama kendi hayatına kastetmeden köküne saldıramıyor. Suçlu mahkûm ediliyor ama onu üreten makine değil; tıpkı uyuşturucu kullanıcısının mahkûm edilip, kimyasal avuntu ve kaçış yanılsaması ihtiyacı yaratan hayat biçiminin mahkûm edilememesi gibi. Her seferinde daha çok insanı sokaklara ve cezaevlerine gönderen ve her seferinde daha çok umutsuzluk ve öfke üreten bir sosyal düzen, sorumluluğu üstünden böyle atıyor. Yasalar örümcek ağı gibidir, sinekleri ve diğer küçük böcekleri yakalamak için yapılmıştır, ama büyük kan emicilerin yolunu kesemez, diye belirtiyor Daniel Drew. Yüzyılı aşkın süre önce şair José Hernández, yasaları, kendisini kullanana asla saldırmayan bir bıçakla karşılaştırmıştı. Ama resmi konuşmalarda yalnızca paçayı sıyıramayan mutsuzlar için değil de herkes içinmiş gibi söz ediliyor yasalardan. Yoksul suçlular filmin kötü adamları, zengin suçlular senaryoyu yazıyor ve oyuncuları yönetiyor.

Eduardo Galeano, Tepetaklak (Tersine Dünya Okulu), Sel Yayınları, S.97-98

Çeviri: Bülent Kale



25 Şubat 2025 Salı

Susan Dağ

Sömürge döneminde, Potosí'deki Cerro Rico çok fazla gümüş ve çok fazla dul üretti. 

Avrupa iki yüz yıl boyunca Amerika'nın bu buzlu yükseltilerinde Hıristiyan ve Batılı bir tören kutladı: Çıkarılan gümüşe karşılık her gün ve her gece dağa insan eti verdi.

Tünellerin ağızlarından giren her on yerliden yedisi çıkmıyordu. Hâlâ katliam olarak adlandırılamayan bu katliam, yine bu adla anılmayan kapitalizmin gelişimi Avrupa'da mümkün olabilsin diye Bolivya'da gerçekleşti.

Bugün Cerro Rico oyuk bir dağ. Bütün gümüşü bir hoşçakal bile demeden uzaklara gitti.

Yerli dilinde, Potosí, yani Potojsi, gürleyen patlayan anlamına geliyor; çünkü, diyor rivayet, eski zamanlarda tepenin canı yandığında gürlerdi. Şimdi içi boş; susuyor.

Eduardo Galeano, Zamanın Ağızları, Sel Yayınları, S.129

Çeviren: Bülent Kale



30 Mart 2011 Çarşamba

Tersine Dünya Okulu - Dil / 3

Viktoryen Çağ'da evli olmayan hanımların önünde pantolonlardan bahsedemezdiniz. Bugün de kamuoyu önünde bazı şeyleri söylemek iyi karşılanmaz:

Kapitalizm sahne ismi olarak pazar ekonomisini kullanıyor;
Emperyalizme küreselleşme deniyor,
Emperyalizmin kurbanlarına gelişmekte olan ülkeler deniyor, cücelere çocuk demek gibi bir şey bu;
Oportunizm pragmatizm oldu;
İhanetin adı realizm;
Yoksullara yoksun, dar gelirli ya da kıt kaynaklı insanlar deniyor;
Yoksul çocukların eğitim sistemi tarafından dışlanması eğitimi yarıda bırakma adı altında tanıtılıyor; Patronun, işçinin tazminatsız ve açıklamasız işine son verme hakkına emek piyasası esnekliği deniyor;
Resmi dil, kadın haklarını azınlık hakları arasında tanıyor, insanlığın yarısını oluşturan erkekler çoğunlukmuş gibi;
Askeri diktatörlük yerine süreç deniyor;
İşkenceye, yasadışı baskı ya da fiziksel ve psikolojik baskı deniyor;
Hırsızlar iyi bir aileden olunca, kleptoman oluyor;
Kamu kaynaklarının çürümüş bir politika tarafından boşaltılmasının adı yasadışı servet edinme oluyor; Otomobillerin işlediği suçlara kaza deniyor;
Kör yerine görme engelli deniyor;
Zenci, renkli insan oluyor;
Uzun ve acılı hastalık dendiğinde kanser ya da AIDS olarak okunmalı;
Ani ölüm, kalp krizi anlamına geliyor;
Asla ölüm denmez, fiziksel kayıp;
Askeri operasyonlarda yok edilen insanlar da ölü değildir, çatışmada ölenler zayidir, sivillerse kayıplardır;
1995'te Fransa Güney Pasifik'te nükleer denemeler yaparken Fransız büyükelçisi Yeni Zelanda'da açıkladı: 'Bu bomba kelimesi hoşuma gitmiyor. Bomba değil bunlar. Bunlar patlayan mekanizmalar';
Kolombiya'da askerin himayesi altında insanları öldüren bazı grupların adı Ortak Yaşam;
Şili diktatörlüğündeki toplama kamplarından birinin adı Haysiyet'ti, Uruguay diktatörlüğünün en büyük cezaevinin adı Özgürlük;
1997'de Chiapas'ta Acteal Köyü'nün kilisesinde dua ederken tamamı çocuk ve kadın kırk beş köylüyü arkadan makineli tüfekle tarayan yarı askeri örgütün adı Barış ve Adalet'ti.

Eduardo Galeano, Tepetaklak (Tersine Dünya Okulu - Dil / 3), Çitlembik Yayınları

Çeviri: Bülent Kale

İzleyiciler