Ulus Baker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ulus Baker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2026 Pazar

Ulus Baker'in Kanaatler Toplumu ve İmaj Kavramı

Kanaatlerden İmajlara: Duygular Sosyolojisi

Bu yazı da Baker'e ait bir düşünce sisteminden yani kanatler toplumu ve imajlardan bahsedilecektir. Felsefeye ve sosyal bilimlere adeta bir eleştiri niteliğinde olan bu düşünce sistemi ile yorumsamaların ve sezgilerin sosyolojisinin peşine düşmüştür Baker.

Kanaat Toplumu

Farklı bir düşünme sistemi ile karşımıza gelen Baker "Kanaatlerden İmajlara; Duygular Sosyolojisine Doğru" kitabında da sık sık ele aldığı gibi günümüz de toplumların kanatler çevresinde manipülatif ve denetim üzerine kurulduğunu söyleyerek kanaat toplumlarına dönüştüğünü söylüyor. Foucault'un disiplin toplumu ve Deleuze'nin denetim toplumu ile Baker'in kanaatlar toplumu ise aynı kapıya çıkıyor. Deleuze’ün tanımıyla, “Disiplin insanı, sürekli olmayan bir enerji üreticisiydi; denetim insanı ise dalgalıdır, yörüngededir, sürekli bir şebekenin içindedir." Kanaatler düzeyinde özgür olmak dahi denetim altında olduğunuz gerçeğini değiştirmemektedir. Baker'e göre kanaat toplumlarında sorular bellidir ve cevapları da o belli sınırlar içerisin saklıdır, yüzeysel olmasıyla beraber düşünmeninde önüne geçen bir toplumsal zihine sebep olur.

Ulus Baker, tezinde, kanaat toplumları ile eş düzeyde tarif ettiği denetim toplumlarının, disiplin toplumlarından farkını benzer biçimde ortaya koyuyor. Buna göre, denetim toplumlarında, “denetim, hiç olmazsa ‘liberalce’ sorgulanma sürecinde olan Foucaultcu ‘disiplin toplumları’nın aksine, çoğunlukla görsel-işitseldir (yaşam izlenir).” Yani bir yandan, bugün, Ulus Baker’in bundan yaklaşık yirmi yıl önce isabetle tespit ettiği durumun, ‘televizüel imajların bombardımanı’ altına olmanın ötesinde, her türde imajın (fotoğraf, sinematografi, sosyal medya, çağdaş sanat vs.) devamlı bir akış içinde ‘paylaşılıp’ tüketildiği bir imaj çağındayız; diğer yandan da devamlı izlenmekteyiz. Peki bu ‘bakma,’ ‘görme’ ve ‘görünür olma’ hali ‘kanaatlerimizi’ nasıl etkiliyor? Baker’in düşündüğü gibi imajlar duygularımızı harekete geçiriyor ve imajların yarattığı duygulanımlarla kanaatler ediniyorsak, daha önce hiç olmadığı kadar çok imajın hızla dolaşıma girdiği toplumumuzdaki kanaat yoksunluğu -veya ‘kanaatsizlik’- nasıl açıklanabilir?

İmajlar

Ulus Baker özellikle imajlar üzerinde durur, günümüz toplumu için belirleyici olan şeydir imaj, çünkü her kuşak bir diğerinden daha az okuyan ancak daha çok izleyen bir duruma gelmiştir. Ayrıca düşünmeyi hedefleyen bir kavrayışa sahip olmak istiyorsak da imajlara ihtiyacımız vardır çünkü imaj yoksa fikir de yoktur ve o zaman düşünemeyeceğiz demektir -ki Ulus Baker felsefesinin temeli düşündürmeye dayalıdır. Bu nedenle imajlar da düşünmeye sevk etmelidir. Fakat felsefe her fikrin bir imajı yoktur gibi bir görüşü savunur durumdadır. Oysa fikirlerin imajlarla bağlantısı vardır, fikirsel imajlar çağlar boyu değişken bir biçimde var olmuşlardır. İki türlü imaj vardır doğru imaj ve herhangi bir imaj, seçmemiz gereken herhangi bir imajdır. Belki de çünkü doğru imaj üst yapının ya da kurumların görmemizi istediği imajdır. Genel ahlȃka, devlet iktidarına uygundur. Ancak herhangi imaj hayret vericidir. Bizde bir akıl şoku yaratabilir ve bizi düşündürebilir. Bu nedenle Sosyal bilimler, felsefe ya da sinema içinde herhangi imajlar önemli olmalıdır. İmajlar yeni bakış açıları yaratmalıdır. Bu imajlar bizi üşünceyle buluşturan imajlar olmalıdır ve biz bir imajla karşılaştığımızda yeni bir bakış açısı edinmeliyiz; çünkü ona göre hiçbir şey yeni değildir, yeni olan şey bakış açılarıdır.

Ulus Baker kanaatlere dayalı düşünce sisteminin toplumsal tipleri belirsizleştirdiğinden de bahseder. Toplumsal tip Simmel’ e göre tanımlanmış olan tiptir. Bir şeyin toplumsal bir tip olabilmesi için bir kurum ya da iktidar tarafından görünür olması gerekir. Örneğin: Yoksulu yoksul olarak tanımlamak bir vakfın onunla ilgili yaptığı bir hayır organizasyonu yapmasına bağlıdır. Baker’ e göre Foucault bir dönem bunu başarmıştır, onun “tehlikeli birey” olarak adlandırdığı şey, bir toplumsal tiptir. Bu nedenle toplumsal tiplerin tam olarak ortadan kalktığını söyleyemeyiz ancak günümüzde toplumsal tipler zayıflamıştır. Toplumsal tipler önemlidir çünkü onlar birbirlerini etkileyen bireysellikler içinde esasen “duygulanırlar” ve “duygu doğururlar”, bu da kanaatlerdense duygular sosyolojisine götürür

Helin Tural

https://typelish.com/@helintural/ulus-bakerin-kanaatler-toplumu-ve-imaj-kavrami web sayfasından alınmıştır



25 Mayıs 2025 Pazar

Yok’a Gazel

                            “Yalnızlık tanrıya değdi değecekti”
                                                            Şükrü Erbaş

evde dolaşan sıkıntılı bir kadın yoktu
uzakla aramızda bir avuç mesafe yoktu

koltukta kedi gibi kıvrılmıştı anlam
üstünü örtecek serin bir gece yoktu

kaç kere kuşkuya adını sordum
içinde duracak istasyon yoktu

gökyüzünde bekliyordu zaman
kendini bölen bir yanı yoktu

rüzgâr eğildi kum tanesine
karbonun elmasa dönüştüğü an yoktu

bir öpüşte ölen devlet, yitirilen atlas
üstünden atların geçmesinden korkan nehir yoktu

her akşam gidip iki tek atmaya niyetli
gittikçe genişleyen mermer masalar yoktu

iğne deliğinden geçen yalnızlığım
beni avutacak yeni bir hayal yoktu

Eren Aysan

Şiir, 16.07.2017 tarihli BirGün Pazar Dergisi'ndeki 
"Unutulmaz bir Buckley şarkısı: Ulus Baker" isimli makaleden alınmıştır.

21 Kasım 2022 Pazartesi

"Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz."


“Her şeyi anlamak zorunda değilsiniz. Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibarettir; tümü değil.” 

Ulus Baker

 


20 Ekim 2022 Perşembe

"Televizyon olmadığı için..."


"Televizyon olmadığı için pencereden bulut seyretmeye başladım. Oradaki yayın çok iyi, haberleri daha güvenilir, gelip geçen bir iki uçak dışında pek reklam almıyorlar, ve asıl önemlisi akşamları gökgürültülü sürpriz programlar var. Filmler genellikle kırlangıçların hayatı üzerine ve belki biraz monoton, ancak oldukça realist."

Ulus Baker

26 Eylül 2016 Pazartesi

Kedilerin Adlandırılması

Zor iştir kedilerin adlandırılması,
Zannetmeyin ki tatil günü oyunlarınızdan biridir
sadece;
Çatlağın teki olduğumu düşünebilirsiniz,
Her kedinin en az ÜÇ AYRI ADI olması gerektiğini söylersem.
Hepsinden önce ailenin kullandığı şu gündelik ad vardır,
Peter, Augustus, Alonso ya da James gibi,
Victor ya da Jonathan gibi, George ya da Bill Bailey gibi –
Her biri anlamlı gündelik adlardır nitekim.
Hoşunuza gider mi bilmem ama,
Daha süslü adlar vardır bir de:
Plato, Admetus, Electra, Demeter gibi—
Ama her biri anlamlı gündelik adlardır nitekim.
Fakat ben derim ki, her kedinin farklı bir adı olması gerek,
Özel bir adının, daha gururlu bir adının olması gerek,
Başka türlü nasıl dik tutabilir kuyruğunu,
Nasıl gerebilir bıyığını, nasıl yaşatabilir gururunu?
Bu tür adlardan bir grup veriyorum işte size:
Munkustrap, Quaxo veya Coricopat gibi,
Ya da mesela Bombalurina veya Jellylorum—
Bu adları taşıyabilir ancak bir kedi.
Ama tüm bunların üstünde ve dışında bir ad daha var,
Bir ad ki tahmin edemezsiniz asla –
Ama KEDİNİN KENDİSİ bilir ve itiraf etmez hiçbir zaman.
Baktınız ki dalmış bir kedi derin düşüncelere,
Diyeceğim o ki, nedeni aynıdır hep:
Kafasını takmıştır adını düşünmeye, düşünmeye,
düşünmeye:
Dile gelmez, gelse bile getirilemez
Derin ve akıl sır ermez
Biricik Ad’ını.

Thomas S. Eliot

Çeviri: Ulus Baker

İzleyiciler