4 Mayıs 2026 Pazartesi

"Yüzbinler söyler bir ağızdan"

Bu plak radyolarınızda çalmaz. Televizyonda da izleyemezsiniz. Ancak bir yürüyüşte yüzbinler söyler bir ağızdan. Cem Karaca'nın 1 Mayıs plağına düştüğü bu not, aslında 1 Mayıs Marşı'nın bütün hikâyesini özetler. Hikâyesi doğrudan meydanda başlamaz. Bir tiyatro sahnesinde başlar. 1970'lerin ortasında Ankara Sanat Tiyatrosu, Maksim Gorki'nin Bertolt Brecht tarafından uyarlanan "Ana"yı sahneler. Oyunun yönetmeni Rutkay Aziz'dir. Oyunda küçük ama belirleyici bir sahne notu vardır: "İşçiler bir marş söyleyerek içeri girer." Sarper Özsan bu sahne ihtiyacından yola çıkarak 1 Mayıs Marşı'nı yazar. Sözünü de müziğini de kendisi oluşturur. Yani bugün meydanlarda duyulan bu marş, başlangıçta bir tiyatro müziğidir. Ancak şarkının kaderi sahnede kalmaz. "Ana" oyunu 8 Ocak 1975'te sahnelenir, fakat 22 Nisan 1975'te Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından yasaklanır. Tiyatro durdurulur, sahne susturulur. Oyun sahneden kalkar ama marş sahneden taşar. Önce oyunu izleyenlerin hafızasında kalır. Sonra koroların sesinde çoğalır. Turnelerle farklı şehirlere gider. Toplantılara, yürüyüşlere, meydanlara yerleşir. Artık yalnızca bir oyunun parçası değildir; kollektif olarak söylenen bir şeye dönüşür. 1977 bu hikâyede bir kırılma noktasıdır. Cem Karaca 1 Mayıs Marşı'nı Ruhi Su ve Dostlar Korosu'ndan duyar. Daha sonra Sarper Özsan'la bağlantı kurar ve marşı plağa okur. Plağın bir yüzünde 1 Mayıs Marşı, diğer yüzünde yine "Ana" oyunundan "Durduramayacaklar Halkın Coşkun Akan Selini" yer alır. Marş, dinlenen bir şey olmaktan çıkar, birlikte söylenen birşeye dönüşür. Aynı yıl, 1977 1 Mayıs'ında Taksim Meydanı'nda yaşanan ve tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçen olay, bu marşın anlamını değiştirir. Artık yalnızca bir işçi bayramı marşı değildir; kayıpların, bastırılan seslerin ve toplumsal hafızanın bir parçasıdır. 1980 darbesinden sonra 1 Mayıs kutlamaları yasaklanır. Meydanlar kapanır. Ama marş kaybolmaz. Kasetlerde, korolarda, küçük toplantılarda, yürüyüşlerde yaşamaya devam eder. Ve bugün hâlâ bu marş söylendiğinde, sadece geçmiş konuşmaz. Mavi yakalılar yıllardır süren hak mücadelesini sürdürür. Ve beyaz yakalılar, kendilerini işçi olarak yeniden tanımlamaya başlar. Yani bu marş yalnızca 1970'lerin bir ürünü değildir. Her söylendiğinde yeniden bugüne yazılır. Bu yüzden 1 Mayıs Marşı'nı yalnızca bir şarkı olarak anlatmak eksik kalır. Bu, bir tiyatro sahnesinden çıkıp yasakla karşılaşan, meydanlarda çoğalan ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir ortak sesin hikâyesidir. Belki de asıl soru hâlâ aynı: Bir şarkıyı marş yapan şey, yazıldığı yer midir; yoksa yıllar boyunca kimlerin, nerede, nasıl ve ne pahasına söylediği mi?

Hiç yorum yok:

İzleyiciler