29 Nisan 2026 Çarşamba

Küçük Şeyler

    (...) Küçük Şeyler, İstanbul gibi bir metropolde geçmekte ve sahte ihtiyaçlar bağlamında filmin açılış sekansında 'orman banyosu' olarak adlandırılan aktivite gösterilmekte, Onur’un da o aktivite içinde olduğu görülmektedir. AVM sahnesinde ise Bahar’ın çay makinesini "ihtiyaç" olarak görmesi, Herbert Marcuse’ün (1990) Tek Boyutlu İnsan kitabında da bahsettiği "sahte ihtiyaçlar" kavramıyla örtüşür. Ona göre, tüketim odaklı kapitalist sistem bireylere gerçek ihtiyaçlarının yerine geçen sahte ihtiyaçlar yaratarak onları sistemin tahakkümü altına sokar. Reklamların da teşvik ettiği bitip tükenmeyen harcama ihtiyacı, bireyi “ihtiyaç üretimine” ikna eder. Filmde Bahar karakteri de bu düzenin içinde hayatına devam ederken, Onur bu düzenin dışına itilmiş karakter olarak gösterilir.
    Küçük Şeyler’de tasvir edilen burjuva sınıfına mensup çift (Onur ve Bahar) Debord’ın (2021) bahsettiği sömürülen emeklerinden elde ettikleri kazançları ile satın aldıkları lüks bir evde sıradan bir yaşam sürmektedir.
    İnsanların saygısını kazanmak ve muhafaza etmek için yalnızca servete veya güce haiz olmak yetmez. Servetin veya gücün ispatlanması gerekir. Çünkü saygı sadece delil var ise gösterilir. Refahın kanıtı, yalnızca insanın önemini, başkalarına anlatmasıyla, onların gözünde kendisinin mühim olduğu duygusunu canlı ve uyanık tutmasıyla kalmaz; insanoğlu kendi halinden memnun olmasını sağlaması ve bu durumu koruması da minimum onun kadar faydalıdır.
    Filmin ana karakteri olan Onur kapitalizm içinde şekillenen beyaz yakalı olarak çalışmakta, yaşam koşullarını beyaz yakalının olması gerektiği şekilde ve saygınlıkta sürdürmektedir. Kendisi gibi beyaz yakalı olan eşi Baharla mutlu bir evlilik yürüten Onur’un durumu işten çıkarılmasıyla değişir. Bu süreci kabullenmeyen Onur, içinde bulunduğu durumu kimseye anlatamaz. Her gün işe gidiyormuş gibi evden çıkıp iş çıkış saatinde eve dönen Onur, uzun zaman ‘çalışıyor’ gibi davranır. Çünkü kapitalist bir dünyada birey kendi mesleki statüsüyle saygınlık elde eder ve onu kaybettiğinde de değersizleştiğini düşünür. Onur’un işini kaybetmesiyle maddi sorunlarla yüzleşen çiftin ilişkisi zaman içinde çözülemeyen çıkmaza sürüklenir. Bu noktada Foucault’un (2005) da altını çizdiği özne kavramı üzerinden filme bakıldığında Onur iktidar tarafından verilen kararla pasif konuma itilmiştir. Çünkü Foucault’da (2005) özne toplumsal olanla beraber anılmakta ve toplum, onay mekanizması olarak öne çıkmaktadır. Böylece toplumda iktidar tarafından onaylanmış özne yüceltilmekte ve saygı gören güç haline gelmektedir.
    Zamanla eşi Baharla arası bozulan Onur’un cinsel hayatı da pasifleşir. Onur, Bauman’ın da ifade ettiği kaygılı modern insana dönüşür ve aralarındaki bağlar zamanla kopukluğa neden olur. Belirsizlik içinde kaybolan Onur, modernitenin getirdiği düzen beklentisinin başarısız sonuçlarıyla iyice yalnızlaşır. Onur karakteri üzerinden modern bireyin sistem karşısında yaşadığı değersizlik ve anlamsızlık hisleri, Bauman’ın akışkan modernite kuramının toplumsal sonuçlarını ortaya koyar (Bauman, 2019). Filmde olaylar ağırlıklı olarak Onur’un perspektifinden izlenir. İşsizliğine aldırmıyor gibi görünen Onur için gerçeklik algısı değişmeye başlamakta ve hayal ile gerçekliğin sınırları muğlaklaşmaktadır. (...)

Doç. Dr. Gönül Cengiz  Başkent Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Film Tasarımı ve Yönetimi Bölümü, Yorgunluk Toplumundan Küçük Şeyler'e (2019) Bakmak: Byung-Chul Han Perspektifinden Film Çözümlemesi, DTCF Dergisi 65.2 (2025): 1367-1386 S.5-6-7, 25 Aralık 2025




Hiç yorum yok:

İzleyiciler