2 Ocak 2026 Cuma

Sana Yazdığım Bir Mektup Olsam

yüzme bilmeyen bir kaptana vuruldum
utanma mevsiminden kalan gül kırıkları
suç işliyor kalbim ayıplanan limanda
mendile bağlanmış üç lokum bu sevincim
sevincim bir ikindi lokumları bölüşen
elleri üç kardeşin

kapı açmayı öğreniyorum sözle
yeryüzünde unutulmuş son çilingirden
lekedir kilitler evlere sürülen
bahçe kapısındaki çıngıraklar söyledi
yaşlanmış sorularla önünü kestiğim bilge
binlerce anahtar bırakıyor yüz çizgilerime

kendime söylediğim yalandan düştüm
sırı dökülmemiş bir ayna yüzün
yürüyorum tango bilmez sokaklarında şehrin
acelem var, güvercin ayağı olsam
denizde yolunu arayan şişe

yok, başka türlü rahatlamam
sana yazdığım bir mektup olsam

Özlem Tezcan Dertsiz


Gülibrişim

Ergin kedi almam evime
Tohumdan büyümeli toprağımda gülibrişim
İlk görüşte sevda olur mu
Pat diye sevda şiiri
Emek ister kedi çiçek sevmek
Şiir yalnızlıkça uzun yaşanmalı

Kolay değil bunca çizgiler yüzümde
Gıdım gıdım kazandım yaşlılığımı
Bir anını bile ödünç almadan
-Çatla ey ölüm-
Koluna girdiğim ancak uzak anılardır
Hepsi de geçeğen sevdalardan kalan

Uğurlar olsun diyor aynadaki soluk resme
Çiçeklerin güz bulutlarına yansıyan sesi
Uğurlar olsun - uğurlar olsun - güle güle
Ne yerde ne gökte iyeliğim artık
Bedenim benim değil
Bu ozan yitikler rafında bir nesne

Gülibrişim yapraklarınca incecik - tül gibi
Şamdan şamdan çiçeklerince - görkemli hem de
Sen misin bu - hangi sen - ya da siz
Oturdum bahçede dün gece - uzun uzun
Unuttuğum nice elleri özledim

Şamdanların dibindeyim - gölgede
Sevdalar oylum oylum
Ey şiirimce yoktan var ettiğim
Sen eski Leyla - bir de o en eski Leyla
Leylalar Leylalar - Ah Leylalar
Hepinizin adını gülibrişim koydum

Özcan Yalım


Hanna Cash'in Türküsü

1.
Entarisi pazen, atkısı sarı,
gözleri göller gibi kara,
ne parası pulu var, ne yapacak işi,
ama öyle uzun ki siyah saçları,
değer uçları kirli topuklara.

                  İşte Hanna Cash, yavrum,
                  Ayartıp soyardı beyleri.
                  Geldi esen rüzgarla bozkırdan,
                  gitti gene esen rüzgarla.
2.
Ne iskarpini vardı, ne gömleği.
Bilmezdi dua etmesini bile.
Gelmişti koca kente bir kedi gibi.
Odunlarla leşler arasında
bozbulanık kanal boyu
minicik bir kül kedisi
dolaşır durur ya hani.

                Nasıl yıkardı bardakları durmadan, görseniz, 
                Yıkayamazdı kendini bu yüzden.
                Öyleyken Hanna Cash, yavrum,
                gene de sayılırdı tertemiz.

3.
Düştü bir gece bir gemici barına,
derin ve karaydı gözleri göller gibi.
Serseri Kent'e rastladı orada,
saçları vardı :Kent'in kapkara,
barda bıçak oyuncusuydu.
Aldı Hanna'yı yanında götürdü.

                 Kırparken gözlerini o Kent serserisi,
                 o yontulmuş, o allahın belası,
                 Hanna Cash duyuyordu, yavrum,
                 bakışlarıyla soyduğunu kendisini.

4.
Yürüdüler hayat yolunda el ele,
öğrendiler hanyayı konyayı.
Ne ev bark, ne kap kacak,
ne de ad, çocuklarına bırakacak.

                   Kar yağdı, yağmur yağdı.
                   Boğuldu sulara orman.
                   Ama Hanna Cash, yavrum,
                   ayrılmadı erkeğinden.

5.
Polis dedi: Bu adam yankesici.
Sütçü dedi: Hem de topal.
Hanna dedi: Bundan ne çıkar?
Erkeğim benim o.
Benim canım onu çeker.
           
                  Orda burda gezer dururdu erkeği.
                  Sonra gelir çekerdi Hanna'ya sopayı.
                  Ama Hanna boşverirdi bunlara.
                  Seviyordu ya kocasını canı gibi.

6.
Damları yoktu başlarını sokacak.
Herkes onlara düşmandı sanki,
Gene de yuvarlanıp gittiler iyi kötü.
Şehirlerden ormanlara yıllar boyu,
ormanlardan kırlara gittiler.

                 Yürüdüler, ne kar dediler ne tipi,
                 kesilinceye dek solukları.
                 Hanna Cash, yavrum,
                 izledi sevgili erkeğini.

7.
Üstleri başları dökülürdü.
Ve yoktu gezmeleri tozmaları Pazar günleri.
Bir pastaneye giremediler üçü bir arada.
Ne yiyecek poğaçaları vardı,
Ne de armonikaları.

                Benzerdi günler birbirine.
                Hiç güneş yoktu havada.
                Ama parlardı güneşler durmadan
                Hanna Cash'ın yüzünde.

Erkeği balık çalar, o tuz çalar,
n'eylersin, "yaşamak çok zor".
Hanna bakar balıkları pişirirken:
Çocuklar oturmuşlar kocasının dizlerine,
Okurlar dua kitabını ezberden.

               Dere tepe elli yıl bu,
               uyudular hepsi bir yatakta.
               İşte Hanna Cash'ın hikâyesi, yavrum.
               Tanrı elbet bir gün görür onu.
 
Bertolt Brecht
Çeviri : A.Kadir - Asım Bezirci




 

Genç Ölmek

Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese

Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi

Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar

Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize

Bence o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede

Ergin Günçe
Türkiye Kadar Bir Çiçek, Bütün Şiirleri, Can Yayınları, 1988


1 Ocak 2026 Perşembe

Bir Yılbaşı Ağacı İçin

Faili meçhul bir intihar ikliminde
Türkiye'de 1993'ün arifesinde
Geçmişten geleceğe birkaç mutluluk anı taşıyorum
Zor bir yıldı, annem öldü, dünyada
Yangın çıktı, oysa ben hep üşüdüm
Kalbimdeki son ışığı da kınına gömdüm.

Geçmişten bugüne akan kimya,
geleceğimi doldurmuyor
Her eylem öncesinde ellerimde bir uyuşma
Yoktum da kendimi sanki rüyada gördüm

- Düşün, Gölbaşı'na doğru seyrediyorum
Ve altımda kırmızı bir Fiat Tempra
Mezarlık ziyaretinde yüzbin kilometre yapmış
Göstergeleri kırılmış intiharları önleme yarışında...

Zor bir yıldı, annem öldü son defa.

1992

Ahmet Erhan



Kar Yağışı

Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım
Karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını.
Akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını
Parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız
Salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul
Hiçbir rüzgârın duruşunu bozamadığı
Bütün yağmurları topladım yapraklarına.
Sonra tüm yolcuların silindiği bir ufuk
Örttüm kâkülleriyle alnının üşümesini.
Puhu kuşlarının avazını yerleştirdim
                                   dudaklarına
Uzanıp uzanıp öptüm sonra acıyla.
Gözlerini kapalı çizdim görmesinler diye
                                               kimseyi
Madem görmeyecekler bundan sonra beni.
Astım saçlarından odamın boşluğuna...


Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar
Geçmedi üşümem
Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum...

Şükrü Erbaş


30 Aralık 2025 Salı

Kimse Bana Yaran Olmaz Yar Olmaz

Kimse bana yaran olmaz yar olmaz
Mertlik hırkasını giydim giyeli
Dünya bomboş olsa bana yer kalmaz
İnsana muhabbet duydum duyalı

İmanım hükümdar benliğim esir
Ehli Beyt'i sevdim dediler kusur
Kimi korkak dedi kimi de cesur
Kurt ile kuzuyu yaydım yayalı

Ardımdan vuranlar yüzüme güler
Kestiği az gibi parçalar böler
Herkes kılıcını boynumda biler
Başımı meydana koydum koyalı

Bu kızılbaş oldu yunmaz dediler
Kapıya bacaya konmaz dediler
Kestiği haramdır yenmez dediler
İmam Hüseyin'e uydum uyalı

Kimi benden kağıt hüccet arıyor
Hal bilmeyen dip dedemi soruyor
Dostlar ölümüme karar veriyor
Sefil Selimi'yim dedim diyeli

Sefil Selimi (Ahmet Günbulut, Şarkışla 1933 - Sivas 2003)


15 Aralık 2025 Pazartesi

Olvido

Hoyrattır bu akşam üstüler daima.
Gün saltanatıyla gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden,
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler, mağluplar, mahzunlar…

Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir.
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını
Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı…
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.

Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kolkola
Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
İhtiyar ağaçlı, kuytu bahçelerden
Ayışığı gibi sürüklenip giden;
Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.

Ebedi aşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.

Ya sen! ey sen! esen dallar arasından
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu yanma vaktinde
Sensin hep, sen, esen dallar arasından

Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.

Ahmet Muhip Dıranas


2 Kasım 2025 Pazar

Mahur Beste

şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
o mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız
gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
o mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız

bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
gittiler akşam olmadan ortalık karardı

bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
geceler uzar hazırlık sonbahara

Attilâ İlhan






"Gün Ortasında Karanlık"

    Alacakaranlık artık öylesine çökmüştü ki, Rubashov resimdeki elleri göremiyordu. İki kez çalan tiz zil sesi her yana dağıldı; müze on beş dakika sonra kapanacaktı. Rubashov saatine baktı, daha son sözü söylememişti, görevi ancak o zaman bitecekti. Richard yanında kıpırdamaksızın oturuyordu. Sonunda, gene dümdüz, yorgun bir sesle dedi ki: "Dedikleriniz kuşkusuz doğrudur. Daracık dağ patikası benzetmeniz de çok güzel. Benim tek bildiğim ise yenik düştüğümüz. Hala yanımızda olanlar da bir bir terkediyorlar bizi. Belki de dağın tepesindeki patika çok soğuk geliyor onlara. Ötekilerin müzikleri var, parlak renkli flamaları var, hepsi de sıcak bir ateşin çevresinde oturuyorlar. Belki de bu yüzden onlar kazandı ve biz de bu yüzden kafalarımızı taşa çarpıyoruz."
    Rubashov ses çıkarmadan dinliyordu. Kendi son sözünü söylemeden önce çocuğun söyleyeceklerini bitirmesini istiyordu, Gerçi bu aşamada Richard ne derse desin o cümle değişmeyecekti, gene de dinlemeyi sürdürdü.

Arthur Koestler, Gün Ortasında Karanlık, İletişim yayınları S.47

Çeviren: Pınar Kür


3 Eylül 2025 Çarşamba

Özdeyişler

 1. “Komşusunun evini sarsan, kendi evinin de sarsıldığını görür.” (İsviçre atasözü)
 2. “Karnı tok olan biri ekmeğin tadını alamaz.” (İskoç atasözü)
 3. “Gülümsemeyi bilmiyorsan dükkân açma.” (Çin atasözü)
 4. “Güzellik en iyi tavsiyedir.” (İngiliz atasözü)
 5. “Karşılık beklemeden iyilik yapmak, denize parfüm dökmek gibidir.” (Polonya atasözü)
 6. “Bir milletin gelişimini görmek istiyorsan, kadınlarına bak.” (Fransız atasözü)
 7. “Çoğu zaman olaylara sadece başlığa bakarak farklı gözle bakarız.” (Amerikan atasözü)
 8. “Başkalarının hataları bizimkilerden daha net görünür.” (Rus atasözü)
 9. “Kanaatkârlık mutluluğun yarısıdır.” (İtalyan atasözü)
 10. “Her insan kendi kaderini kendisi yaratır.” (İngiliz atasözü)
 11. “Zihnini bilgiyle süsle, bedenini mücevherle değil.” (Çin atasözü)
 12. “Kendini sevme cehaletin çocuğudur.” (İspanyol atasözü)
 13. “Hediyelere bağlı olan aşk, hep aç kalır.” (İngiliz atasözü)
 14. “Erdemlerinden bahseden kadından ve dürüstlüğünden bahseden adamdan sakın.” (Fransız atasözü)
 15. “Eşini sev, sırrını annene aç.” (İrlanda atasözü)
 16. “Çocuğuna beş yıl prens gibi davran, on yıl köle gibi çalıştır, sonra da arkadaş ol.” (Hint atasözü)
 17. “İnsan olmak kolaydır; adam olmak zordur.” (Rus atasözü)
 18. “Konuşmayı ailem öğretti, susmayı insanlar.” (Çekoslovak atasözü)
 19. “İnsanlara bilgiyle bakarsan nefret edersin; gerçeklikle bakarsan affedersin.” (İtalyan atasözü)
 20. “Öfke, akıl kandilini söndüren güçlü bir rüzgârdır.” (Amerikan atasözü)
 21. “Veren kişi bahsetmemeli; alan kişi bahsetmeli.” (Portekiz atasözü)
 22. “Büyük ağaç daha çok gölge verir ama daha az meyve verir.” (İtalyan atasözü)
 23. “Dertlerini delik bir cebe koy.” (Çin atasözü)

13 Ağustos 2025 Çarşamba

Kuşlu Gazel

Koyup zarfın içine, üstünü acıyla pulladım,
Sana bir sevinçlik menevişli kuş yolladım.

Son kuşlarımdı bunlar, dedim telef olmasın,
Geçti artık, göğsümde kuş barınmaz, anladım.

Esti rüzgâr bozuk bozuk, örselendi yüreğim,
Eksik gedik nem varsa ezberden tamamladım.

Bende sönen şavkıması sürsün diye yaşamın,
Bu kuşları senin için gözlerimde sakladım.

Kim sürmüş Altıok Metin, dünyanın sefasını,
Kirletilmiş bir zamanı yürürken adım adım?

Metin Altıok, Bir Acıya Kiracı, S.280

İzleyiciler