4 Ocak 2026 Pazar

Sandığın Gülümsemesi

bahar yalan söylemiyor 
dağlarda eriyor kar 
güneşi kovalıyor gölgeler 
sesi duyuluyor gelişinin 
şeker bayramlarında çocuklar seviniyor 
bakışlarını çağırıyor gün 
ışığını azaltıyor 
yavaşça kayboluyor eteği ayak seslerinin    
bir kıyıda paslanıyor sessizlik 
yağmura düştü tabureler 
yaprakları kovaladı rüzgârın adımları 
ıslandı günahı şehrin 
kadın kapattı göğsünü gidene 
sandığına koydu gülümseyişini 

Ümit Şener Ta

Resim: Kay Nielsen, The Story of a Mother


3 Ocak 2026 Cumartesi

Sen Bir Ceylan Olsan

Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
Avlasam çöllerde saz ile seni
Bulunmaz dermanı yoktur ilacı
Vursam yaralasam söz ile seni

Kurulma sevdiğim güzelim deyin
Bağlanma karayı alları geyin
Ben bir çoban olsam sen de bir koyun
Seslesem elime tuz ile seni

Koyun olsan otlatırdım yaylada
Tellerini yoldurmazdım hoyrada
Balık olsan takla dönsen deryada
Düşürsem toruma hız ile seni

Veysel der ismini koymam dilimden
Ayrı düştüm vatanımdan ilimden
Kuş olsan da kurtulmazdın elimden
Eğer görsem idi göz ile seni

Aşık Veysel Şatıroğlu


Trajedi Koğuşu

kalbim! tahammül teknem! dur biraz
burada zaman yok kuşlar yok varış yok
ne tutunabileceğim bir kıyı düşü
ne kendi kederini çitileyen deniz
kanamalı insanla beslenen adalar arası ada
ah kalbim! aklım yorgun

isteyecek neyin kaldı açık yaram
alnımda: beş kıtanın dinmeyen fırtınası
ayaklarımda: raylardan kömür toplayan yoksul
sırtımda: kirecin muhacir arabaları dörtnal
deri altımda: mavi çizgili kırık notalar
ah kalbim! şarkım yorgun

sarmaşık yangınlarda son kurtarılan göğsüm
bunca canlının ölümüne kayıtsız iyilikler
gözlerim pınar kurumaları dünyanın gidişine
güneş ve dalgalar mahkeme salonlarında haciz
ben duyuruları okurken kaç çocuk daha ölü
ah kalbim! ruhum yorgun

namuslu sorular ateşe suya toprağa teslim
sözcük duvarlarında bereketi bulamayan aşk
ardındakine koştukça aynı yere varan yol
bir yanım söz düellosu ötesi yerleşik suskun 
yavaşla n’olur trajedi koğuşun artık yetişemiyor
ah kalbim! ömrüm yorgun

Aziz Kemâl Hızıroğlu

Trajedi koğuşu, Siyah Beyaz Kitap Lucifer Kütüphanesi Yayınları, 2011


Yalnızlar Rıhtımı

Bir ben miyim perişan?
Gecenin karanlığında
Yosun tuttu gözlerim
Yalnızlar rıhtımında

Bütün gece ağladım
Dalgalar kucağında
Yosun tuttu gözlerim
Yalnızlar rıhtımında

Bir beni mi unuttular?
Uçup gitti martılar
Geceler, ben ve deniz
Yalnızlar rıhtımında

Bütün gece ağladım
Dalgalar kucağında
Yosun tuttu gözlerim
Yalnızlar rıhtımında

Kemal İnci (1933-2018)




Yorumlayan: Erkin Koray
Söz ve Beste: Kemal İnci

"Yaşama işlevlerini dolu dolu yerine getiren insanın, yaşam kuramına gereksinimi yoktur."

"Katyuşka'nın yayımcısı:'Neden yaşıyoruz?' diye soruyor. Belki derin bir felsefi tartışmaya girmek istiyor. Belki de insan yaşamının anlamsızlığı dikkatini çekmiş. İlk varsayım doğruysa, kendisinden yanayız. Yoo, eğer ikincisi doğruysa, çok kötü olur. Çünkü bu soruya, ne denli garip ve tek yanlı görünürse görünsün, 'yaşamın ereği, yaşamaktır'dan başka yanıt verilemez. Yaşamın anlattığı şeylerin tümü, yaşamın kendisidir, yaşam sürecidir insan her şeyden önce yaşamı sevmeli, her yanını yaşamla doldurmalıdır. Ancak ondan sonra yaşamın imlemi görülebilir, anlamı kavranabilir. Yaşam, insanoğlunun yarattığı şeylerin tersine, kuram falan istemez. Yaşama işlevlerini dolu dolu yerine getiren insanın, yaşam kuramına gereksinimi yoktur."

Kostia Riabtsev'in Günlük'ünden

"Gelecek bütün zamanlarda geçerli bir tasarı kurmak bize düşmediğine göre, şu anda yapmamız gereken, varolan her şeyin acımasız, eleştirel değerlendirilmesidir; acımasız derken, eleştirimizin kendi elde edeceği sonuçlardan da, yerleşik güçlerle çatışmaya girmekten de korkmaması gerektiğini anlatmak istiyoruz."

Karl Marx

Cinsel Devrim, Wilhelm Reich, Payel Yayınevi, S.11


2 Ocak 2026 Cuma

Bir Gün Anlarsın

en güzel aşklar da biter
kristal gözyaşları dökülür solgun yanaklara
posterli duvarlarda kalır güçlü yumruk izleri
geceyi yırtar çığlıklar karşılıksız hıçkırıklar
sonra bir ses kulaklarda küçük bir "elveda..."

en güzel aşklar da biter
sanma sonsuza kadar sürer yaşanan mutluluk
bazen karanlık örtemez hayatın çılgın burgacını
koşsan avuçlarında binlerce güvercin yavrusuyla
telefonlar suskundur kapılar sağırdır çınlamalara

en güzel aşklar da biter
her şey bir suyun akışı gibi geçer anında
mevsimler değişir kuruyan çiçekler üzerinde
başka elleri tutsan avutamaz seni bilirim
hangi gözlere baksan karşındadır o zalim...

en güzel aşklar da biter
suskun acıyla yaşamak olgunlaştırır insanı
hadi sokağa çık yüzünü yağmura/rüzgâra ver
koynunda sapı gümüş bir hançer sakla her zaman
örselenmiş kâlbin sızısını dindiremez türküler

en güzel aşklar da biter
bitmeyeni varsa da bedeli çok ağır ödenir...

Timuçin Özyürekli

Fotoğraf: Katia Chausheva


Sana Yazdığım Bir Mektup Olsam

yüzme bilmeyen bir kaptana vuruldum
utanma mevsiminden kalan gül kırıkları
suç işliyor kalbim ayıplanan limanda
mendile bağlanmış üç lokum bu sevincim
sevincim bir ikindi lokumları bölüşen
elleri üç kardeşin

kapı açmayı öğreniyorum sözle
yeryüzünde unutulmuş son çilingirden
lekedir kilitler evlere sürülen
bahçe kapısındaki çıngıraklar söyledi
yaşlanmış sorularla önünü kestiğim bilge
binlerce anahtar bırakıyor yüz çizgilerime

kendime söylediğim yalandan düştüm
sırı dökülmemiş bir ayna yüzün
yürüyorum tango bilmez sokaklarında şehrin
acelem var, güvercin ayağı olsam
denizde yolunu arayan şişe

yok, başka türlü rahatlamam
sana yazdığım bir mektup olsam

Özlem Tezcan Dertsiz


Gülibrişim

Ergin kedi almam evime
Tohumdan büyümeli toprağımda gülibrişim
İlk görüşte sevda olur mu
Pat diye sevda şiiri
Emek ister kedi çiçek sevmek
Şiir yalnızlıkça uzun yaşanmalı

Kolay değil bunca çizgiler yüzümde
Gıdım gıdım kazandım yaşlılığımı
Bir anını bile ödünç almadan
-Çatla ey ölüm-
Koluna girdiğim ancak uzak anılardır
Hepsi de geçeğen sevdalardan kalan

Uğurlar olsun diyor aynadaki soluk resme
Çiçeklerin güz bulutlarına yansıyan sesi
Uğurlar olsun - uğurlar olsun - güle güle
Ne yerde ne gökte iyeliğim artık
Bedenim benim değil
Bu ozan yitikler rafında bir nesne

Gülibrişim yapraklarınca incecik - tül gibi
Şamdan şamdan çiçeklerince - görkemli hem de
Sen misin bu - hangi sen - ya da siz
Oturdum bahçede dün gece - uzun uzun
Unuttuğum nice elleri özledim

Şamdanların dibindeyim - gölgede
Sevdalar oylum oylum
Ey şiirimce yoktan var ettiğim
Sen eski Leyla - bir de o en eski Leyla
Leylalar Leylalar - Ah Leylalar
Hepinizin adını gülibrişim koydum

Özcan Yalım


Hanna Cash'in Türküsü

1.
Entarisi pazen, atkısı sarı,
gözleri göller gibi kara,
ne parası pulu var, ne yapacak işi,
ama öyle uzun ki siyah saçları,
değer uçları kirli topuklara.

                  İşte Hanna Cash, yavrum,
                  Ayartıp soyardı beyleri.
                  Geldi esen rüzgarla bozkırdan,
                  gitti gene esen rüzgarla.
2.
Ne iskarpini vardı, ne gömleği.
Bilmezdi dua etmesini bile.
Gelmişti koca kente bir kedi gibi.
Odunlarla leşler arasında
bozbulanık kanal boyu
minicik bir kül kedisi
dolaşır durur ya hani.

                Nasıl yıkardı bardakları durmadan, görseniz, 
                Yıkayamazdı kendini bu yüzden.
                Öyleyken Hanna Cash, yavrum,
                gene de sayılırdı tertemiz.

3.
Düştü bir gece bir gemici barına,
derin ve karaydı gözleri göller gibi.
Serseri Kent'e rastladı orada,
saçları vardı :Kent'in kapkara,
barda bıçak oyuncusuydu.
Aldı Hanna'yı yanında götürdü.

                 Kırparken gözlerini o Kent serserisi,
                 o yontulmuş, o allahın belası,
                 Hanna Cash duyuyordu, yavrum,
                 bakışlarıyla soyduğunu kendisini.

4.
Yürüdüler hayat yolunda el ele,
öğrendiler hanyayı konyayı.
Ne ev bark, ne kap kacak,
ne de ad, çocuklarına bırakacak.

                   Kar yağdı, yağmur yağdı.
                   Boğuldu sulara orman.
                   Ama Hanna Cash, yavrum,
                   ayrılmadı erkeğinden.

5.
Polis dedi: Bu adam yankesici.
Sütçü dedi: Hem de topal.
Hanna dedi: Bundan ne çıkar?
Erkeğim benim o.
Benim canım onu çeker.
           
                  Orda burda gezer dururdu erkeği.
                  Sonra gelir çekerdi Hanna'ya sopayı.
                  Ama Hanna boşverirdi bunlara.
                  Seviyordu ya kocasını canı gibi.

6.
Damları yoktu başlarını sokacak.
Herkes onlara düşmandı sanki,
Gene de yuvarlanıp gittiler iyi kötü.
Şehirlerden ormanlara yıllar boyu,
ormanlardan kırlara gittiler.

                 Yürüdüler, ne kar dediler ne tipi,
                 kesilinceye dek solukları.
                 Hanna Cash, yavrum,
                 izledi sevgili erkeğini.

7.
Üstleri başları dökülürdü.
Ve yoktu gezmeleri tozmaları Pazar günleri.
Bir pastaneye giremediler üçü bir arada.
Ne yiyecek poğaçaları vardı,
Ne de armonikaları.

                Benzerdi günler birbirine.
                Hiç güneş yoktu havada.
                Ama parlardı güneşler durmadan
                Hanna Cash'ın yüzünde.

Erkeği balık çalar, o tuz çalar,
n'eylersin, "yaşamak çok zor".
Hanna bakar balıkları pişirirken:
Çocuklar oturmuşlar kocasının dizlerine,
Okurlar dua kitabını ezberden.

               Dere tepe elli yıl bu,
               uyudular hepsi bir yatakta.
               İşte Hanna Cash'ın hikâyesi, yavrum.
               Tanrı elbet bir gün görür onu.
 
Bertolt Brecht
Çeviri : A.Kadir - Asım Bezirci




 

Genç Ölmek

Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese

Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi

Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar

Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize

Bence o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede

Ergin Günçe
Türkiye Kadar Bir Çiçek, Bütün Şiirleri, Can Yayınları, 1988


1 Ocak 2026 Perşembe

Bir Yılbaşı Ağacı İçin

Faili meçhul bir intihar ikliminde
Türkiye'de 1993'ün arifesinde
Geçmişten geleceğe birkaç mutluluk anı taşıyorum
Zor bir yıldı, annem öldü, dünyada
Yangın çıktı, oysa ben hep üşüdüm
Kalbimdeki son ışığı da kınına gömdüm.

Geçmişten bugüne akan kimya,
geleceğimi doldurmuyor
Her eylem öncesinde ellerimde bir uyuşma
Yoktum da kendimi sanki rüyada gördüm

- Düşün, Gölbaşı'na doğru seyrediyorum
Ve altımda kırmızı bir Fiat Tempra
Mezarlık ziyaretinde yüzbin kilometre yapmış
Göstergeleri kırılmış intiharları önleme yarışında...

Zor bir yıldı, annem öldü son defa.

1992

Ahmet Erhan



Kar Yağışı

Yalnızlığın sesinden bir resim yaptım
Karanlık kalabalıklardan süzdüm ışığını.
Akşamüstleriyle boyadım vazgeçen ağzını
Parmaklarını uzattım gece suları gibi ıssız
Salkımsöğütlerden bir beden çizdim usul
Hiçbir rüzgârın duruşunu bozamadığı
Bütün yağmurları topladım yapraklarına.
Sonra tüm yolcuların silindiği bir ufuk
Örttüm kâkülleriyle alnının üşümesini.
Puhu kuşlarının avazını yerleştirdim
                                   dudaklarına
Uzanıp uzanıp öptüm sonra acıyla.
Gözlerini kapalı çizdim görmesinler diye
                                               kimseyi
Madem görmeyecekler bundan sonra beni.
Astım saçlarından odamın boşluğuna...


Uzun sustum, ey durmadan konuşanlar
Geçmedi üşümem
Ben bir aşkın kar yağışından geliyorum...

Şükrü Erbaş


İzleyiciler