"(...) Tüm erdemlerimin ön yüzünün böylece daha az etkileyici bir arka
yüzü de vardı. Şurası doğru ki, bir başka anlamda, kusurlarım lehime
dönüyordu. Yaşamımın hatalı tarafını gizleme zorunda bulunuşum,
bana örneğin, erdem havasıyla karıştırılan soğuk bir hava veriyor,
ilgisizliğim sevilmeme yarıyor, bencilliğim cömertliklerimde en üst
noktasına ulaşıyordu. Bu kadar yeter: Fazla simetri kanıtlama
yapmama zarar verir. Ama katılaşıyordum hani, oysa bana bir kadeh
içki ya da bir kadın sunulmasına hiçbir zaman karşı koyamamışımdır!
Aktif, enerjik sayılıyordum, oysa krallığım yataktı benim.
Dürüstlüğümü haykırıyordum, ama sanırım, sevdiğim kimselerden bir
teki yoktur ki, sonunda ona ihanet etmemiş olayım. Tabii, ihanetlerim
bağlılığıma engel olmuyordu, uyuşukluğumla epey büyük bir iş
başarıyordum; aldığım zevk sayesinde insan kardeşlerime yardım
etmekten asla geri durmamıştım. Ama bu apaçık gerçekleri kendime
ne kadar tekrarlasam da, bundan yalnızca yüzeysel avunmalar
çıkarıyordum. Bazı sabahlar, davamın ilk soruşturmasını sonuna kadar
götürüyor ve özellikle küçümseme işinde harika olduğum sonucuna
varıyordum. En sık yardım ettiğim kişiler en küçümsediklerimdi.
Kibarlıkla, heyecan dolu bir dayanışma ile her gün bütün körlerin
suratına tükürüyordum.
İçtenlikle buna bir mazeret bulabilir misiniz? Bir mazeret var, ama
öyle zavallı ki, onu değerlendirmeyi düşünemem. Her ne olursa olsun,
durum şu: Ben insan işlerinin ciddi olduğuna hiçbir zaman
derinlemesine inanamamışımdır. Ciddiyet, eğer gördüğüm ve bana
yalnızca eğlenceli ya da sıkıcı bir oyun gibi görünen bütün bu işlerde
değilse, neredeydi, bu konuda hiçbir şey bilmiyordum. Gerçekten de
öyle çabalar ve kanılar var ki hiç anlamam. Para için ölen ve bir
“mevki” yitirdikleri için umutsuzlanan ya da ailelerinin mutluluğu için
büyük tavırlarla kendilerini feda eden o tuhaf yaratıklara şaşkın ve
biraz kuşkulu bir gözle bakıyordum hep. Sigaradan vazgeçmeyi
kafasına koyup irade gücüyle bunu başaran o dostu daha iyi
anlıyordum. Bir sabah bu adam gazeteyi açar, ilk hidrojen bombasının
patladığı haberini okur, bunun harika etkilerini öğrenir ve hemen bir
tütüncü dükkânına girer. (...)"
Albert Camus, Düşüş, Can Yayınları, 1997, S.49
Çeviri: Hüseyin Demirhan
