"Hiç düşünmemişti. Acaba köy ıssız kalınca ne oluyordu. Ipıssız. Bomboş. Sinek kanatlarının sesi duyulur. Ya ulu bir poyraz esse, uğultusu top gibi patlar.
Issızlık kafasında büyüdükçe büyüdü. Döngeleler tüm gelir de köyü doldurursa?
Oraya, yolun kıyıcığına çöktü. Gökler, tüm mavisiyle genişledikçe, genişliyor, dağlar düzeliyor, ağaçlar, evler gözükmüyor, ıssızlık çın çın ötüyordu. Gümüş rengi döngeleler boşlukta, ıssızlıkta yalnızlar. Bir yel bile esmiyor. Kıpırtı yok. Durgun. Birden ürperdi. ıssızlık içine işlemişti. Korktu. Büzüldü. Sonra ayağa kalktı, Çukura doğru döndü. Köyde köpekler kalmaz mıydı, dedi kendi kendine. Kediler de. Nakışlı çuvallar, tahıl kuyuları. Bir sığırcık gelir, evin köşesine yuvasını kurardı. Kapkara, ak benekli. Güneşte yeşillenir, karalanır, aklanırdı sığırcık. Yavruları yuvadan düşerdi çoğunluk. Yumuşacık. Avucumun ortasına koyar, incitmeden yuvasına götürürdüm. Gökyüzü kararıverirdi, bir zaman gelir, sığırcıktan.
Sığırcıklar gökyüzünü örttükçe, köylünün oğlanlarına gün doğar. Küçüktür ama, eti tatlıdır. On tanesi bir araya gelince bir doyumluk olur. Yağlı parmaklarını yalayarak yersin. Sığırcık zamanı her yerde bir tüfek patlar. Dağlar, ovalar boz dumanla dolar. Her evin önüne de bir ateş yakılır. Her ocakta yağ cızırtısı. Yanmış, taze et yağı kokusu, tatlı, iştah açıcı, köyü doldurur. Sığırcıklar gelir geçer. Sığırcıklar gelip geçtikten on, on beş gün sonra bile yanmış taze sığırcık kokusu köyde her kapıya, kaba kacağa, elbiselere, derilere, yataklara, duvarlara siner kalır.
Yaralı bir sığırcık tutmuştu bir zaman. Ne zaman? Bilinmez.
Sığırcık ayağından yaralıydı. Elini uzatmış kaçmamıştı. Kocaman gözleri ürpertiliydi. Tüyleri diken dikendi. Almış koynuna koymuştu. Yüreği durmadan atıyordu. Sıcacıktı. Koynundan çıkarıp gözlerine bakmıştı. Gözlerinde bir keder, amanallah! Yaralı ceren gözleri... Çukurova cereni. Muradına erememiş, güzel, kara gözlü bir kızın keder dolu gözleri. Amanın tıpkı gözleri öyle.
Eve getirmiş, azıcık buğday çiğneyip ayağının yarasını sarmıştı. Köy, sığırcık kokuyordu. Binlerce, ocakta, kırmızı közün üstünde pişen binlerce sığırcıktan çıkan dumanla köy kokuyordu.
Sığırcığın sıcacık kanatlarının altına parmaklarını sokup, seni ateşe, seni avcıya, çocuklara, kimseciklere vermem. Ye, iç, yaran iyi olsun, ko git, var da yuvana kavuş, demişti.
Gene durdu. Bir kişi, bir kişi sığırcık avlamazdı sığırcık zamanı. Bir kişi. Yaralı sığırcığın gözleri gibi gözleri. Hep gülerdi. Durmadan, her zaman, ağlarken bile gülerdi. Vurgun Ahmedim, yavrum, anan, Meryem Anan sana kurban olsun. Nerelerdesin şimdi?"
Yaşar Kemal, Ortadirek, Dağın Öte Yüzü 1, Toros Yayınları, S.154,155,156

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder