25 Eylül 2024 Çarşamba

Düzenbozan'a

Güneş biterse elbet ertesi kalır
Ya perşembe kalır ya pazar kalır

İncelir bir zincirin bir halkası
Bir tutam su kalır azar azar kalır

Bir mavi yaz gömleği azar azar incelir
Bir adam mavi yaz gömleksiz gezer kalır

Birden bir ormana çıkılır sanki gökyüzü
Bir terliye, bir ağustos sızar kalır

Ve okuyan ve güldüren ve savaşan
Ey okuyan ey güldüren ey savaşan

Çözülür sağlam sanılan simyası bir duruşun
Sesini yitirmeyen bir güçlü hızar kalır

Bir akşam bir bulgu gibi sunulur bize
Oysa bir yanlışlık birini ezer kalır

Oysa kimi su kemerlerine kimi bir iç denize
On bin dirim taşıyan bir kanal

Ve eski tulumlar ve kötü şaraplar vurunca size
Bir adam otelleri ve yanlışlığı sezer kalır

Ey eşim ey sevişim ey bende yaşayan
Ey bütün kitaplar ki bizi yazar kalır

Eskitir bayramları ve törenleri
Bir adam gelir bir düzeni bozar kalır

Turgut Uyar

Fotoğraf: Nurcan Azaz



24 Eylül 2024 Salı

"Suçlu yalnızca suç üretmez..."

Bir filozof fikir üretir, bir şair şiir, bir rahip vaaz üretir, bir profesör uzmanlık kitabı vb.. Bir suçlu suç üretir. Bu sonuncu üretimle bir bütün olarak toplum arasındaki bağlantıya biraz daha yakından bakarsak, kendimizi birçok önyargıdan kurtarabiliriz. Suçlu yalnızca suç üretmez, aynı zamanda ceza hukuku üretir ve bununla birlikte ceza hukuku dersleri veren profesörü üretir; buna ek olarak aynı profesör, kaçınılmaz olarak derslerini içeren yapıtını genel piyasaya "meta" olarak sürer. Elyazması yapıt — işinin ehli bir tanık olarak bay profesör Roscher'in bize [dediği gibi]— yalnızca yaratıcısına kişisel keyif vermekle kalmaz, ulusal zenginliği de artırır.

Suçlu ayrıca bütün bir polis örgütünü ve hukuk yargılama kurumunu, polis komiserini, yargıçları, cellatları, jürileri, vb. üretir; ve birçok toplumsal iş bölümü kategorileri yaratan tüm bu farklı iş kolları, farklı insan ruhu kapasiteleri geliştirir, onları tatmin edecek yeni yollar, yeni gereksinimler yaratır. Yalnızca işkence, dahiyane mekanik icatlara neden olmuş ve işkence aletlerinin yapımında birçok saygın usta çalıştırılmıştır.

Suçlu duruma göre, bir ölçüde moral, bir ölçüde trajik bir izlenim üretir ve kamunun moral ve estetik duygularını harekete geçirerek bu yolda bir "hizmet" görür. Suçlu yalnızca ceza hukuku yapıtları, yalnızca ceza yasaları ve onlarla birlikte bu alandaki yasa yapıcıları üretmekle kalmaz, ama sanat yapıtları, yazınsal ürünler, öyküler ve yalnızca Müllner'in Schuld'u, Schiller'in Rauber'i değil, ama [Sofokles'in] Oedipus'unun ve [Shakespeare'in] Üçüncü Richard'ının gösterdiği gibi trajediler de üretir. Suçlu, burjuva yaşamın alışılmış güvenliğini ve tekdüzeliğini de bozar. Böylece o yaşamı durağanlıktan uzak tutar ve onsuz, rekabet mahmuzlarının bile köreleceği huzursuz bir gerginliğe ve hep tetikte olma çevikliğine neden olur. Böylece üretken güçleri de teşvik eder. Suç gerçi fazla nüfusun bir bölümünü emek piyasasından çekip alarak emekçiler arasındaki rekabeti azaltırsa —ve belli bir noktaya kadar, ücretlerin taban ücretin altına düşmesini önlerse de— suçla savaşım, bu nüfusun bir başka bölümünü emer. Böylece suçlu, doğal "denge sağlayıcı ağırlıklar"dan biri olarak belirir; doğru bir denge sağlar ve "yararlı" bir sürü mesleğin yolunu açmış olur.

Suçlunun üretken gücün gelişimi üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak gösterilebilir. Hırsızlar olmasaydı, kilitler bugünkü yetkin düzeyine ulaşır mıydı? Kalpazanlar olmasaydı banknotlar şimdiki yetkinliğine varır mıydı? Ticaret sahtekârlıkları olmasaydı, mikroskop alelade ticaret dünyasına gelir miydi (Bkz: Babbage)? Pratik kimya, dürüst üretim çabalarına olduğu kadar, metalara hile karıştırılmasına da borçlu değil mi? Suç, mülke sürekli yeni saldırı yöntemleri nedeniyle, sürekli yeni savunma yöntemlerine vücut veriyor; bu yüzden yeni makineler icadedilmesinde, grevler kadar üretken oluyor. Ve özel suç alanını bir yana bırakırsanız, ulusal suç olmasaydı, dünya pazarı acaba varlık kazanır mıydı? İşin aslında acaba uluslar doğar mıydı? Ve Adem'den bu yana Günah Ağacı aynı zamanda Bilgi Ağacı değil mi?

Fable of the Bees [Arıların Öyküsü] (1705) adlı yapıtında Mandeville olası her tür mesleğin üretken oluğunu göstermiş ve bu savın ifade çizgisini ortaya koymuştu:

"Moral ve doğal açıdan, şu dünyada şer dediğimiz şey, bizi toplumsal yaratıklar yapan büyük bir ilkedir, sağlam bir temeldir, istisnasız her türlü iş alanının ve istihdam edilmenin yaşamı ve desteğidir (...) tüm sanatların ve bilimlerin gerçek kaynağını orada aramalıyız; ve (...) şer'in sona erdiği anda, toplum eğer tümden dağılmazsa* bile bozulmak zorunda kalır" [2. Baskı, Londra 1723, s. 428).

Kuşkusuz Mandeville, burjuva toplumun darkafalı savunucularının yanında sınırsızca cesur ve daha dürüsttü.

Karl Marx, Artı Değer Teorileri, Birinci Kitap, Sol Yayınları, 1998, S.363-364


9 Eylül 2024 Pazartesi

Fesleğen

şimdi orda buzlar eriyordur
yürümek istiyordur donmuş sular
sen bir odun atıyorsundur ateşe
bir odun daha
derken kış uyanıyor
bir akarsuda.

burada neler olduğunu kestirmek zor
elinde kitap olan bir adam
terkedilmiş bir bahçeye bakıyor
savaş haberleriyle uyanıyoruz
ihanete mi uğradık dağlarda
bir halk kendini mi tanımaya çalışıyor?

seni orda sanıyordum
güneşli pencerelerden mi çıkıp geldin
ellerin hâlâ fesleğen kokuyor?

Salih Bolat

Fotoğraf: Salih Bolat Annesiyle birlikte,1972


Kül Ayeti

bir ortaçağ yangınıyım
suskun bir keşiş
vakitsiz çan
haçlarına gerilmiş İsa

meselsiz

bu yangından sonrası cehennem
maskelerimizi güzelleyen aynalar da bilsin
ve makyajlarımızı zinde tutan sebepler
biz öldük

kutlu bir cinayetten geliyor melekler
kanatlarını tokuşturarak siyah bir ayinden

de ki:
ateş dilime dökülsün
su kutsallara
ki yanmasın cehennemlerimiz
artık değiliz Musa'ya asa
taşa Eyüp
ve İbrahim'e su

-serin ve selamet-

bu emir
kül ayetidir rahimde büyüttüğüm
çocuklar öldürüp isimlerini büyüttüğümüzden beri
kanlı bedenler
ve tanrısız eller eğitiyorum içimde
sürecekse kan
büyüyecekse cehennemlerimiz
doğmayacağım rahmimden

Narin Yükler,  Evrensel Kültür Dergisi, Sayı:293



8 Eylül 2024 Pazar

Aşk Kalacak

Kanla yıkanmış bir gündü 
kızgın bir demirle kâğıda kazınmış fotoğrafınız.

Bazılarınız renkli
dudakları mosmor soldaki kızın
kardı, çabuk eridi.

Anneniz ortanıza oturmuş 
yorgun olduğu belli 
bıkmış siyah beyaz bir ömrü yaşamaktan.
Boşluğa dönüşüyor biraz bakınca.

Babanız karanlıkta, gözleri derin
hâlâ terleyip duruyor sıkıntıdan
işe yaramamış yarıda bıraktığı dövüş.

İki kardeşin yeri boş
çoktan çıkıp gitmişler bu fotoğraftan
gecenin tam ortasında öldürülmüş biri
öbürü bir nehir yatağında.

İlk sevgilim Cezayirliydi, öbürü Vietnamlı
Filistin'de ölmüştü en hüzünlü olanı
ben de gidecektim
bir türlü gelmedi o akşamüstü 
avucumda sıkarım o tren biletini.

Ben de gideceğim, silinecek fotoğraf
aşk kalacak
yeniden başlatacak o 'bitmeyen kavga'yı.*
                     
Veysel Çolak, Turgutlu, Çepnidere 2021

*John Steinbeck, Bitmeyen Kavga




Boşluğun Kendisi

içimden geçen bütün boşluklara baktım
sarı gözlüğümle baktım
siyah gözlüğümle baktım
parmaklarımı gözüme dürbün yaparak baktım
baktığım boşlukta sallanan kırgınlıklar

ben dolmayan boşluklarıma hiç kırılmadan
yollar yaptım
karavanlar yaptım

/sen zaten gezmeyi seversin
içimde gez bari dedim/

bir boşluk var içimde
otların üstünde rüzgâr eserken
rüzgârın otları yere yatırarak yarattığı bir düzlük bu
yüzüm bu düzlükte kendiliğinden tebessüm
bazen düşmeyen ateş
ateş en çok yanmayı bilenlerin dibinde
benim dibim
boşluksuz yanıyor

boşluğumun canı
canımdan ediyor beni

muhakkak içimde bir nedenden bu boşluk
muhakkak içimde duran bir nedenden
muhakkak içimde bu neden

Mehmet Sait İmret


İkinin Şiiri

bugün iki kez yağdı yağmur
iki kez eskidim sanki

iki ömrü kolkola yaşadım
biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri

hep iki şömine yandı yüreğimde
birinde ateşti diğerinde kül

ve iki kez aşık oldum
bundandır iki kez ölmüşlüğüm

sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü
şimdi sömestrdeyim

ilk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum
daha depremlerdeyim

ve iki kere iki
kitabımda benim

ya çok eder 
ya sıfır...

Yılmaz Odabaşı


Üç Şiir / Resul Hamzatoviç Hamzatov

Ne Deliyim

Ne deliyim ne körüm
Ne sağırım ne sayrı
Mutluyum kısacası
Ve hiçbir şey istediğim yok
Senden felek
Ama yine de
Ucuz olsun ekmek
Ve pahalı olsun insan hayatı

Çeviri: Mazlum Beyhan
............................................................................................

Sana İlişkin

Sana ilişkin her düşüncem
Bir dize olabilseydi koca bir şiirden
Hiçbir aşk kitabı
Daha büyük olmazdı benim bu kitabımdan
Ama şimdilik pek ince bu kitap
Çünkü üzerinde pek çalışamıyorum
Seninle geçirebileceğim saatleri
Şiire harcamaya kıyamıyorum.

Çeviri: Mazlum Beyhan
...................................................................................

Dağlar

Bu ışıklı gökkubbenin altında
Birkaç dakikaları bile kalmış olanlar
Yüzlerce yıl yaşayacakmış gibi
Koşuşturup duruyorlar
Ve uzakta, binlerce yıllık suskunlukta
Dağlar, bu telaşçı kalabalığa bakarak
Donup kalmışlar haşin ve kederli
Sanki birkaç dakikaları kalmış gibi yaşayacak

Çeviri: Ataol Behramoğlu

Şiirler: Resul Hamzatoviç Hamzatov (08 Eylül 1923 - 03 Kasım 2003)


7 Eylül 2024 Cumartesi

Peynir Kuşu / 189. Ada

 - Bir kadının yüreğini asla yerle bir etmeyeceksin.

- Yüreklere basmayınız. [Veysel Çolak / Buna Aşk Demeli]

- İçimde yine kedi yavruları boğuyorlar, engel olamıyorum. Her yerimden bağlanmışım bu hayata, çekip çözemiyorum, bir türlü göremediğim o lanet ipleri. İçime işleyip kesiyor. Hem de derin ve ipince. Oyuyor yüz binlerce yılı ve yolu kaburgalarımın arasına. Sıkı tutunamıyorum aşka, ters yüz oluyor her seferinde. [Ezgi Dilan Durmuşoğlu]

- Hepimizin bağcıkları var, hatta boğazımıza sarılan halatlar... Sana sarılan, aşkın hüzün delisi yüreği... Yüz bin kere yaşasan her sefer bulup seveceğim yüzünü ve yüreğini.

- Med-cezir halinde olmaktan nefret ediyordu. En güzel anların katili oluyordu her defasında. Aşk ve ölümün cevapları tabii ki ürkek olacaktı. Kısa zamanda adamla dolup taşmış buna rağmen kendini aşamamıştı.

- Kendini ipsiz çıkrık gibi hissetmeye sanki özel çaba gösteriyordu.

Can Adalı, Peynir Kuşu, S.230, Ada Kültür Sanat Kitaplığı

Fotoğraf: Ara Güler


Müsvedde

sensiz bir akşamın müsveddesiyim
düştüm bir feryadın ortasından
dün kurşun yarası
eşeledim sokağın tenhasından

nemli bir semanın iskeletiyim
geniş bir ağız sular siyahı
önce içimde başlar
saçımla boğduğum kadınların ahı

cümle kapılardan kovuldum nedensiz
tövbeler yıkar ağzı
yumdum gözlerimi kendi yüzüme
söyledim ninnilere eklenmiş arzı

gri bir masalın toplayıcısıyım
araladım mahrem kapısını
gölgelerin yas durağıdır o
sardım ruhumun kabuk bağını

kökünde patlayan bir tomurcuk zaman
suçlusuyum tüm zamanların
müstehcen yerlerini kapattım ağzımın
bunak bir tecrübedir, sebebî ah'larımın

Narin Yükler

6 Eylül 2024 Cuma

İdiller Gazeli

gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak

sen bir şehir olmalısın ya da nar
belki Granada, belki eylül, belki kırmızı

gövden ruhunun yaz gecesi mi ne
çok idil, çok deniz, çok rüzgâr

çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun
sanki bana, sanki ah, sanki olur a

aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini
diye övgü, diye sana, diye haziran

heves uykudaysa ruh çıplak gezer
gazel bundan, keder bundan, sır bundan

gözlerin şehirden yeni ayrılmış
gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan

hadi git yeni şehirler yık kalbimize bir aşktan

Haydar Ergülen

Resim: Frederick George Cotman


5 Eylül 2024 Perşembe

Ucuz Şiirlerle Paslanmış Yüreğimi Avutacağım

ayakkabıları eski bir geceyi yaşıyordum
kibritle yaktım sigarasını köşedeki ihtiyarın
caddeler oturdular gözbebeklerime upuzun
su girdi ayakkabılarıma üstelik
yırtık çoraplarım ıslandı
üç gün sonra hastalandım
onüç gün sonra gazeteler yazdı
tutup alınterimden öpücük yaptım
şeker diye dağıttım bütün insanlara
insanlar ki hepsinin ayrı ayrı gülüşü vardı
boynu bükük gelip geçen baharla

önce öptüm insanları sonra büyüttüm
birer kırmızı karanfil yaptım mısralarımda
günlerden salıydı karnım çok açtı
sakalımı üç kurşun sıyırdı geçti
baktım kötüler boş kutular kadar çok
uykum kaçtı karanfil açtı yüreğim
sana aşık oldum yaşamak
istediğin kadar büyütebilirsin yüreğimi
yüreğimi avuçlarında tutacağım
öperek çamurlu ayakkabılarımın yanağından
ucuz şiirlerle paslanmış yüreğimi avutacağım

Hüseyin Avni Dede


Çıt Yok Aşireti

adanın fenerine ağ ören sarmaşık
unutulan bir gazete haberi gibi
sararıp sensiz köşesinde
‘çıt yok aşireti’ni kuruyor.

ötede denizlere iz süren bir bedevi…

uykuya sarılıyor yavaşça us
isli bir vadiden sonsuzluğa
ırmaklar közünü içinde saklayacak
bir önemi var mı sorun börtü böceğe
gerçek nerede başlar, nerede biter
nasılsa bizi kimse anlamayacak!

en baştan al göçebeliğini ve bir denizin enginliğini
varoluşun bir bulutla tanımlarken kendini
göze almak gerek sönen yıldızların da parladığı bir dünya’da

masal biter, nehirler akar, yara bir gün onarır yerini…

Neriman Calap


Mühürlenmiş Zaman

"İlkelerine bir kez olsun ihanet eden insan, hayat ile olan saf ilişkisini yitirir. Bir insanın kendine karşı hile yapması, onun, filminden, hayatından, her şeyinden vazgeçmesi demektir."

"Ruh, uyum peşindedir, hayatsa baştan sona uyumsuzluktur."

"Yaşam mutlu olmak ve hep kazanmak için değildir. Var olmak ve bir ruh geliştirmesi için insana tanınmış bir zaman dilimidir."

"Acının kaynağı memnuniyetsizliktir. O, insanın içinde bulunduğu hayatla ideal hayat isteği arasındaki çatışmadan doğar.

"Zaman, insana verilmiş acı bir armağandır."

"Dinleme ve anlama yeteneği çok değerlidir. Bir kez olsun, aynı şeyleri hissetmeyi başarabilen iki insan birbirini hep anlayacaktır. bunlardan biri buzul, diğeri isterse atom çağında yaşamış olsun fark etmez."

"Ne demişti Thomas Mann: Yalnızca kayıtsızlık özgürdür. Kişilikli biri özgür olamaz, kendi damgasıyla damgalanmıştır, eli kolu bağlıdır..."

"Sanat, insanların birbirleriyle ilişki kurmalarını sağlayan bir üst dildir."

"Her insanda dünyanın, kendi gördüğü ve algıladığı şekilde varolduğunu sanma eğilimi vardır.. Ancak, dünya bambaşkadır!"

"İnsan bazen nasıl da durup dinlenmek, kendini örneğin Veda'lar gibi farklı bir dünya algısına kaptırıp gitmek istiyor."

"Ben, dünyanın kendiliğinden çok güzel bir sese sahip olduğuna inanıyorum, yeter ki biz duymasını bilelim."

"İnsan bir başyapıtla karşılaştığında kendi içinde, sanatçıya da ilham veren sesi duymaya başlar."

"Çirkin, nasıl güzelin içinde varsa, güzel de çirkinin içinde vardır. Hayat, bu saçmalığa varan muazzam çelişkinin içine gömülmüştür."

"İnsan, öyle bir hatırlama yeteneğiyle donatılmıştır ki kendi sınırlarının farkına yine kendisi varır. Anılar bizi saldırılara açık, acı çekmeye hazır kılar."

"Geçmiş, bir anlamda, içinde yaşanan zamandan çok daha gerçektir, en azından çok daha dayanıklı, çok daha süreklidir. Şimdiki zaman akıp gider, kaybolur, parmaklarımızın arasından kum gibi kayar."

"Acı olan, bizim gerçekten özgür olmayı bilemeyişimiz. Başkaları adına isteklerimizden vazgeçmeye yanaşmadığımız gibi, bedelini başkasına ödettiğimiz bir özgürlük istiyoruz."

Andrey Tarkovski, Mühürlenmiş Zaman, Agora Kitaplığı

Rusça'dan Çeviren: Mazlum Beyhan


4 Eylül 2024 Çarşamba

Bulutlar Adam Öldürmesin

Analardır adam eden adamı
aydınlıklardır önümüzde gider.
Sizi de bir ana doğurmadı mı?
Analara kıymayın efendiler.
          Bulutlar adam öldürmesin.

Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
          Bulutlar adam öldürmesin.

Gelinler aynada saçını tarar,
aynanın içinde birini arar.
Elbet böyle sizi de aradılar.
Gelinlere kıymayın efendiler.
          Bulutlar adam öldürmesin.

İhtiyarlıkta aklına insanın,
tatlı anıları gelmeli yalnız.
Yazıktır, ihtiyarlara kıymayın,
efendiler, siz de ihtiyarsınız.
          Bulutlar adam öldürmesin

Nâzım Hikmet Ran


Mutluluk Benim Şirinim'dir

Ben hiç turna görmedim 
Ama tanıyorum turnayı türkülerden
Biri bir turnalı türkü tuttursa 
Hele de tirendeysem 
Hele de hapisteysem 
Yitirmişsem sevdiklerimi 
Oy dağlar dağlar
 
Mutluluğu hiç görmedim
Ama tanıyorum yokluğundan 
Geceler böyle olmazdı herhal 
Ayrılık getirmezdi kucaklaşmalar 
Durup durup iççekmeler 
Kıyı köşe ağlaşmalar 
Ölüme kurtuluş denmezdi herhal 
Sevişmek suç sayılmazdı 
Mutluluk dilesem birine 
Ağlıyasım geliyor ardından 
Mutluluk benim şirin'imdir 
Oy dağlar dağlar
 
Nazım'ı hiç görmedim ben 
O çıktı ben girdim içeri 
Gördüm toprağını o acı gülün 
O kuş ancak o bahçelerde 
Nesini anlatayım ben özgürlüğün 
Gün olur zincire vurulmaktır özgürlük 
Gün olur
göğsünü gere gere
Islık çalmak caddede
 
O çekip gitti buralardan 
O çekip gitmezden önce 
Bilmezdim gitmenin ne olduğunu
Şimdi kim gitmelerden söz etse 
Karanlıkta bir baba
sessizce öpüyor çocuğunu
 
Yapın bunun resmini 
Yapın bunun heykelini 
Müziğini, şarkısını 
Yapın bunun romanını
 
Oy dağlar dağlar

Hasan Hüseyin Korkmazgil, Acıyı Bal Eyledik, S.119-122


Stalker

"Bir insan yeni doğduğunda zayıf ve esnektir. Öldüğü zaman ise kaskatı ve duygusuzdur. Sertlik ve güç ölümün arkadaşlarıdır. Esneklik ve zayıflık varoluşun tazeliğinin ifadeleridir. Kendini sertleştiren hiç bir şey kazanmayı başaramaz."

"Mutluluk kadar keder de olacaktı, biliyordum. Ama duygusuz, gri bir hayat yaşamaktansa acılı bir mutluluk daha iyidir..."

1979 Yapımı Stalker Filminden, Yönetmen: Andrey Tarkovski

Stalker Filmi, Boris ve Arkady Strugatsky kardeşlerin Yol Kenarında Piknik başlıklı öykülerinin bir uyarlamasıdır.


3 Eylül 2024 Salı

Masalların Masalı

Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze .

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek...

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze...

Nâzım Hikmet Ran, 7 Mart 1958, Varşova

2 Eylül 2024 Pazartesi

İnce Elek

İçtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner
Beni bu rakıyla baş başa bırakma
Adam olayım çalışıp para kazanayım
Beni böyle işsiz güçsüz bırakma
Beni uslandır beni yüreklendir
Beni deli edip bırakma
Bilsen nereleri var kalk gidelim
Beni hep buralarda bırakma
Beni aç bırak evsiz urbasız bırak
Beni sensiz bırakma.

Beni ne yap biliyor musun
Beni yont beni arıt beni ayıkla.

Metin Eloğlu


1 Eylül 2024 Pazar

Dost

Ben berceste mısraı buldum
Hey ömrümce söylerim
Gözden, gezden, arpacıktan olsun
Hey ömrümce söylerim!

Bizsiz Ilgaz'ın çam ormanları güzel değildir.
Hayda günlerim hayda
Sırtını düşmana verdikçe
Murat dağları güzel değildir,
Dost dost ille kavga!

Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,
Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
Ayın onbeşi;
Biz olmasak Taşova’nın tütünü, Kütahya’nın çinisi,
Yani bizsiz
Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
Güzel değildir.

Gel günlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim,
Gel aslanım Mamak’tan
Erzincan’dan Kemah’tan
Düşmanlar selâm ister
Gözden, gezden, arpacıktan!

Adana'nın pamuğu dokumada;
Diyarbakır, Afyon, Kütahya fabrikada
Ümit işkencede mahzun
Tenim, ayaklarım uryan
Ekmek işkencede mahzun
Ve Divrik’in demiri arabada
İşçi-köylü ve işçi birarada
Söyle türküler yadigârı kardeş
Söyle ağrılar yadigârı kardeş!
Neden alınterleri
Nimetler, haklar haram oldu sana
Gel günlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim
Gel aslanım Mamak’tan
Erzincan’dan, Kemah’tan
Düşmanlar selâm ister
Gözden, gezden, arpacıktan
Sana selâm olsun
Hürriyetlerin meçhul olduğu dünya
Canım Türkiye,
Memleketimiz!
Calışan halklarıyla ümmi
Calışan halklarıyla garip,
Irgadı, esnafı, madencisi, iptidai aletleri
Kadınları, erkekleri, hapishaneleri;
Başı boş suları, dumanlı vadileri, yoz topraklarıyla,
İşşizleri, realist şairleri, mücahitleri,
Sokak şarkısı, keten helvası,
Akşam haberleri satanlarıyla memleketim

Sana selam olsun
Sürgünler, mahkûmlar, hastalar
Alacağın olsun
Seni İstanbul seni
Seni Bursa, Çankırı, Malatya,
Sizlere selam olsun üniversiteler!
Öğretmenleri alınmış kürsüler,
Öğretmenler
Sizlere selâm olsun
Hürriyeti yazan eller, dizen eller
Sizlere selâm olsun makineler
Entertipler, rotatifler, bobinler
Bu gülünç, aşağılık,
Namussuz şeyler dışında,
Sana selâm olsun
Zincirin zulmün kâr etmediği,
Kırbacın kâr etmediği
Büyük tahammül!

Gel günlerim gel de dol!
Gel Aydınlım, İzmirlim,
Gel aslanım Mamak’tan
Erzincan’dan, Kemah’tan
Düşmanlar selâm ister
Gözden, gezden, arpacıktan.

Enver Gökçe


Aşk Bitti

Aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım

Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle

Ahmet Telli

Resim: Juan Brufal, Gorgeous Facade Painting


Ayna

Kırılınca bir büyük ayna
Şarkılar da yarım kaldı
Büyü bozuldu, durdu saatler
Suda suretimiz asılı kaldı.

Yoktu, şehirler gezdim ülkeler
Düşlerim sahipsiz kaldı
Ve şimdi kim bilir nerdeler
Gül güle değdi solmuş kaldı.

Anıları öğütür değirmenler
Bir aşk söyleyin ki bana
Daha başlarken öl demeler.

Kırılınca bir büyük ayna
Aşk bitti şarkılar yarım.

Behçet Aysan

Fotoğraf: Nurcan Azaz, Street, İstanbul, 2016


Bir Işık Yakmalı

Söndü ışıkları yıldızların
Şehrin ışıkları
Ve söndü göz nurunun ışıkları

Çıkardı baklayı dilinin altından
Çizmeyi aştı çoktan
Gemi azıya almıştı zaman

Tek başıma yürüyorum yolları
Çünkü başka türlü bulamam yolumu

Kimse kimseye yardım edemez bir zaman
Kendini bulanlar
yolunu bilenler birleşir ancak

Son ışıkları sönmüştü yıldızların
Ateşe düşmeden
Rüzgârda savrulmadan

Toprağa karışmadan
Nehirler boyu akmadan
Kavuşamadan ummana

Bu can yaşama doymadan
Bir ışık yakmalı çok geç olmadan

Adil Başoğul, Salkım Söğüt Dergisi, Yıl: 2, Sayı:12

Fotoğraf: Sarah Moon, Past and Present


Gölgesini Görmeyen

Burada kalın demişti oysa
burada dağlara tapan bir vahşi
burada neler kaybettiklerini  göstererek 
gölgelerden, efektlerden, maskelerden sıyrılarak
bir damla olsa da, bir damlada bin balık gibi yaşayarak.

Burada kalın, gölgesini görmeyen adam nereye gider
gerçek kırılıyor hemen kimse duymayınca
gerçek kırılıyor hemen birlik olmayınca
ve kansız sözcükler parçalıyor çerçeveleri.

Bu çöplükte nasıl kalacaklardı şimdi
nasıl bulacaklardı İthaki'yi?
korkunç gaga izleri gözlerinizi oymuştu.
her şeyin içi boş, naylon kadar buruş buruş 
nesnenin sesi, toprağın çiçeği, öfkeniz
paslı çivilere dönmüştü.

Nasıl kurtulacaklardı şimdi nasıl?
para anafor olur çeker o dipsiz kuyuya
kimse kimsenin yüzüne bakamaz o kara delikte 
renkli çamlara asılır boyunlar
kimse süpürmez evrene yayılmış tozları.

Katı olan her şey buharlaşıyordu 
bir hazdan bir haza geçerken unutuyordu kardeşlerimiz
hırçın denize umutla bağlanmış adalarda siren seslerini.

İsmet Alıcı

31 Ağustos 2024 Cumartesi

Çektim Ben de Kendimi Vurdum

senin kırık aynana yaz güneşi değiyor
binlerce ok dağılıyor odama

aklımdan geçenleri söylemeyeceğim
sözlü aktarılan bir mesel
yazılsa anlamı kalmayacak iç çekişimin

"kuşlardan ordumuz vardı kuşgeneraldim
vurulduk ve not düştük göğün siperlerine
biz birer birer kesilen saçlar gibi
taşa düştük, sözümüzü tutamadık-öyleydi"

senin güz telaşına yaseminler düşüyor
pencereyi açıyorsun kırılıyor sonbahar
yalnızlığımız bize özgü bir cumhuriyet
epeyce düşünüp söylenmiş söz gibi kalıyoruz
odanın ortasında iki ölü, iki buz boşluk

"kibrit çöplerinden evimiz vardı
çatıları kozalak pullarından
sevişirken pek iğne yapraklıydık
dökülüyorduk yılda bir
kendi bölünmez bütünümüze"

ilk savaşta uçtu gitti kuş askerlerim
ordusuz kuşgeneral neye yarayacaksa
çektim ben de kendimi vurdum

Aziz Nayır, Edebiyat Nöbeti, Sayı:52 S.49

Resim: Nurullah Berk (1906-1982), Kuşlar


Çürüyen Otlar

I
Bilinmez hangi şehirde
Yaşarsın aşktan habersiz,
Küçük çakıl taşım, nasıl bulayım!
Kaybolmuşsun bir kocaman nehirde.

Bu kimin çocuğu, der, seni görenler.
Benim çocuğum, diye, sesim gelir uzaktan.
Bunca kötülüğü bağışlatır bakışın
Yanakların kızarır ağlamaktan.

Bir gün sokakta rastlasam, ellerini
Alsam avuçlarıma okşasam.
Sıcaklığını tanır da mısralarımdan
Kız kardeşimsin sanırlar belki.

Son orada, ben burada
Birbirimizden habersiz
Ayrı yaylalarda yeşeren otlar gibi
Bekleye bekleye çürüyeceğiz.

II
Senin oturduğun şehirde
Gökyüzü mavidir benimkinden,
Çiçekler daha taze
Kuşlar bile güzeldir birbirinden.

Şarkılar daha neşeli, daha mahzun
Akşamlar daha garipsi,
Umut alabildiğine geniş,
Umutsuzluksa denizler gibi;

Trenler bile daha sevinçli
Daha kederli gelir gider.
Gençler bütün haşarı
Yaşlılar büsbütün kederlidirler.

Kadınların sütü daha gür, daha ak
Çocukların iştahı, yerinde,
Gemiciler bile daha sarhoştur
Doğup büyüdüğün şehirde.

Garibim! Nazlım! Öksüzüm
Hayal rüzgarlarıyla emzir beni de
Uzak ya, kokunu duyuyorum
Gül gibi açıldığın şehirde.

Cahit Külebi

Resim: Hoca Ali Rıza, Kırmızı Kır Kahvesi, Yağlı Boya 46x61 cm.


30 Ağustos 2024 Cuma

Çocuklara Düşen

Herkesin her yaşta
Dizinde ağlanacak bir annesi olmalı
Oradan bilinmedik uzaklara doludizgin
Çocuklardan da çocuk tahta atlarla
Aşılmaz dağları geçip ulaşmalı.

Kapalı kapıların arkasında
Bekleşir ölü gözlü adamlar
Çocukluğu çarmıha germek için
Bunu bilen her çocuk annesinin dizinde
Tek o adamlara inat olsun diye
Bitmeyen sevinçleri uyumalı.

Afşar Timuçin

Resim: Christian Krohg, Anne ve Çocuğu, 1883, Yağlı Boya 53x48 cm.


28 Ağustos 2024 Çarşamba

Yağmur Yağmur

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?
Bunca siste bunca ıslak serçe
Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?
Son yaz derlenmiş, son ateş sönmüş
Düz yollara inen son kaçkın, son eşkıya
Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır.

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?
Oyun biter, o kesin güz çizgileri
Sevgi, bir de ölümle örselenmiş
Aklı bir köşesinden tutup kaldırmıştır.

Gülten Akın

Resim: Gustave Caillebotte, Yağmur, Yağlı Boya, 1875, 81x59 cm


İzleyiciler